koookle
52 Takipçi | 216 Takip
23 10 2008

Türkiye'ye bir '11 Eylül' gerek

Yusuf GEZGİN 11 Eylül olaylarının ve arkasından yürütülen psikolojik harekât mahsulü propagandaların, haberlerin; estirilen “İslamcı terör” havasının, abartılan güvenlik vurgusunun bir İSRAİL-AMERİKAN PROJESİ olduğunu kaç yıldır yazıyoruz. Son dönemde bu tür yayınlar dünya basınında da çıkmaya başladı. Sovyet bloğunun yıkılmasından sonra ABD, tek kutuplu dünya hâkimiyetini pekiştirmek istiyordu. Bunun için Ortadoğu ve Akdeniz havzasının elde tutulması ve enerji kaynaklarının, stratejik bölgelerin kontrol edilmesi gerekiyordu. Bu gerekçelere, iktidarda olan Yahudi-Evanjelik ittifakının dini hedefleri de katılınca; Ortadoğu’nun ve İslam coğrafyasının işgali kaçınılmaz(!) hale geldi. Teorik altyapısı kurgulandıktan sonra, kamuoyu projeye hazırlanmış; ikiz binaların vurulmasıyla(?) start verilmiştir. Türkiye’de de birilerinin elinden 100 yıllık aristokratik ayrıcalıkları kayıp gitmektedir. Vatandaş, memlekette yüzyıldır çevrilen dolaplara uyanmakta, ülkenin kanını emen kripto ecnebilerin şifrelerini çözmektedir. Son yıllarda peçesi sıyrılan bu kesimlerin gerçek yüzleri ortaya çıkmaktadır. Ergenekon belgeleri bunların memlekete, millete neler yaptığını bütün çıplaklığıyla ortaya koydu. Kripto ecnebilerin esas yapılandıkları, yuvalandıkları yer; diğer stratejik kurumların yanında militer kurumlardı. Zira buralar hem sağlam birer sığınaktı, hem de projelerini uygulamak için geniş imkânlar sunmaktaydı. Buralarda iyi örgütlenmişsen, az nüfusla büyük işler yapılabiliyordun. Darbelerle seçilmiş hükümetleri alaşağı edilebiliyor, milletin iradesini hiçe sayarak, kafana göre düzenler kurabiliyordun. Ayrıcalıklarını ve menfaatlerini hiçbir kurala bağlı olmaksızın sağlamlaştırabiliyor, raki... Devamı

05 10 2008

İmralı PKK'nın Karargahı Mı?

Yusuf GEZGİNBu memlekette terör, kan, kardeş kavgası ve vatandaşın fakr-u zarureti üzerinden geçinenler var. Bu yarasa yaratılışlı adamlar, ülkenin huzura kavuşmasından, kalkınmasından müthiş rahatsız olurlar. Zira tezgâhları milletin huzursuzluğu ve güvensizliği üzerine kuruludur, kendilerini ancak karanlık ortamlarda güçlü hissederler. Bulanık ve sisli havalarda hedeflerine yürüyebilirler. Bu nedenle her daim yeni, suni problemler çıkarırlar. Kendilerine manipülasyon fırsatları doğsun diye vatandaşı sürekli gergin ve tedirgin tutmaya çalışırlar. Pompaladıkları güvenlik kaygısı ile vatandaşın militer zihniyete bağımlı kalmasını arzu ederler.Aslında bu durum (özellikle 11 Eylül sonrası) ABD’de de farklı değildir. Zira her iki ülkenin de sinirlerini ele geçirmiş, beynine hükmeden zümre aynı kumaştandır. Bunlar halkın tedirginliğini, güvensizliği üzerinden hâkimiyetlerini sürdürme derdindedirler. Vatandaş bunların karmaşık işlerini sorgulamasın, kurcalamasın diye yeni patlamalar, sabotajlar çıkarırlar. Bunların ABD versiyonu dünyada yaptığı zulümlere, işgallere insanları ikna etmek, desteklerini sağlamak için, iyi kurgulanmış yalanlar düzer. Ne zaman vatandaş aklıselim düşünmeye başlasa, tansiyonu artıracak ortamlar oluşturlar. Hem ABD’de, hem de Türkiye’de medya ellerinde olduğu için küçük olaylardan büyük fırtınalar çıkarırlar.PKK ve onun lideri bu malum zümrelerin, “büyük projeleri için” peydahladığı, büyüttüğü ve kullandığı bir örgüttür. Hiçbir dönemde de bunların kontrolünden çıkmamıştır. Ecevit’in başbakanlığı döneminde bu güdümlü örgütün lideri Kenya&rsqu... Devamı

23 09 2008

Bir Tarikat Partisi neden kapatılmaz?

Yusuf GEZGİNTürkiye kapatılan partilerden dolayı “partiler mezarlığı” haline gelmiş durumda. Her ihtilal döneminde siyasi partiler kapatılmış, yerine başka isimlerle yeni partiler kurulmuştur. Ülkenin sahibi ve kurucusu olma iddiasındaki CHP bile, 1980 İhtilali’nden sonra bir süre kapalı kalmıştır. Bu gün CHP 2. hayatını yaşamaktadır.İhtilal dönemlerinde konan antidemokratik kurallara yaslanarak, normal dönemlerde de parti kapatmak alışkanlık haline gelmiştir. Parti kapatma Anayasa Mahkemesi’nin ana işlevi olmuştur.Türkiye’de en çok Kürtçü ve İslamcı çizgideki partiler kapatılmıştır. Bu iki kesimin kurduğu partilere projelerini, çözüm önerilerini uygulama-anlatma fırsatı verilmemiştir. Kapatma gerekçeleri tutarlı olmadığından, insanlara ikna edici gelmediğinden bu hareketler, “mazlum” sıfatıyla her defasında daha güçlenerek siyaset meydanına çıkmışlardır.Türkiye’de İslamcı vurgulara sahip olmak; üzerinde irtica(?) alameti taşımak, bir tarikatla, dini bir gurupla ilintili olmak partiler için kapatma sebebidir.Bu ülkede %47 oy almış, yönünü batıya çevirmiş, ulusalcıların ABD-Avrupa ajanı olmakla suçladıkları bir iktidar partisi bile, (irticadan dolayı) kapanmaktan kıl payı kurtuldu. Kapatma iddianamesinde evlere şenlik gerekçeler vardı. Belediyelerin verdiği iftarlardan, başbakanın çok çocuk yapmayı teşvik etmesine kadar her şey kapatmaya gerekçe oluşturmuştu.Ama bu ülkede, bir partinin hangi nedenlerle kapanacağı, neyin hukuki olup olmadığı, ülkedeki “egemen çekirdek kadro” ile ilişkilerine bağlıdır. Eğer egemen elit ile dokunuz uyuşuyorsa; asker kaçağı olsanız bile, bir askeri kurumun merdivenlerinde “paşalar gibi” karşılanırsınız. Her tarafı delik deşik raporunuz, bir tetkike,... Devamı

17 09 2008

TSK zan altına sokuldu

Yusuf GEZGİNTSK içinde yuvalanmış bazı derin yapıların, TSK’nin görev tanımında ve sorumluluk alanında olmayan işlere yöneldiği ve toplum mühendisliğine soyunduğu; farklı kesimlerden elemanlar devşirerek mühendislik doğrultusunda bunlardan yararlandığı bolca medyaya yansıdı.Bu derin yapıların yargıdan, medyadan, bürokrasiden, sendikalardan, güdümlü STK’lardan pek çok gurup ve kimse ile işbirliği içinde harekete ettikleri çarşaf çarşaf yayınlandı. Eylem planlarında, fişlemelerde, 28 Şubat ve E-muhtıra sürecinde oynadıkları roller yazıldı çizildi, mahkeme kararlarına kadar girdi.Demokratik sürece müdahalelerde bu gurupların “malzeme” olarak kullanıldığı ortaya çıktı. TSK’nın ve/veya içindeki bazı derin gurupların seçilmiş, anayasal haklarını kullanan hükümetleri güdümlü yapılarla nasıl maniple ettiği, nasıl devirmeye çalıştığı ve zora soktuğu, bu gün inkârı imkânsız şekilde bilinmektedir.Toplum mühendisliği çabaları ve maniplatif kurgular, milletimizin güvendiği ve en değerli varlıklarını “şehit” verdiği TSK’yı çok ciddi yıpratmıştır.Milletimizin varlığının ve bekasının garantisi olan TSK bu kadar yıpranmışken, hakkında soru işaretleri oluşmuşken, sorumluların ve komutanlarımızın bu zanları giderecek, yeniden güven tesis edecek, milletle kucaklaşmayı temin edecek adımlar atması beklenir. Nitekim bu ihtiyaç yeni komuta kademesi tarafından fark edilmiştir. Ancak, üzerinde birçok tahrifat yapılmış raporla askerden kaçan, derin işler ve ilişkiler ağında yer alan, mesleğiyle bağdaşmayan meşguliyetler içinde bulunan bir yargıcın temize çıkarılması kamuoyunu çok ciddi rahatsız etmiştir. Bu kararı alanlar ve aklama işini üslenenler “yararlandıkları bir adamı k... Devamı

28 08 2008

"1 Numara" ve Arap Ergenekon'u"

Yusuf GEZGİN Ergenekon davası Türkiye’nin gündemine oturdu. Kurcaladıkça pis kokular, karışık bağlantılar, karanlık faaliyetler ortaya çıkıyor. Ergenekon sayesinde muğlâk, sisli konular aydınlanıyor. Taşlar yerine oturuyor ve puzzle tamamlanıyor. Ama bir kesim baştan itibaren Ergenekon ve derin bağlantılarını sulandırma, küçük gösterme eğiliminde. Ergenekon’un örgüt yapısı, cinayetleri, provokasyonları ortaya çıktıkça; “bu işin başı kim?”, “1 numara kim?” soruları ortaya atılmaya başlandı. Eğer “1 numara” tartışması daha fazla bilgiye ulaşmaya ve meseleyi çözmeye yönelik bir merakın sonucu ise problem yok. Ama genelde bu tür tartışmalar iyi niyetli görünerek konuları magazinleştirmek ve sulandırmak için kullanılır. Medyada “uçuk, kaçık” yorumların, maniple edici isimlerinin çıkması işin sulandırılmasının hedeflendiğini gösteriyor. Yalçın Küçük de, son yüzyılda yaşanan olayları anlama ve aydınlatmada çok önemli olan “Sebataylar” meselesini magazinleştirdi. Sebatayları tehlikesiz; hatta yararlı-sevimli varlıklar olarak sundu. Kökü kökeni belirli, saygın insanları da “sebatay” kapsamına soktu ve konuyu sulandırdı. Psikolojik harekât mahsulü çıkışlarla meseleyi önemsizleştirdi. Oysa, kendisine kitaplar yaz-dırıl-an, Yalçın Küçük’ün “bir Sebatay” olduğuna dair veriler bulunmaktadır. Ayrıca millici! Yalçın Küçük, Hatay Fransız işgalinde iken, babasının hizmetlerinden (ajanlıktan) dolayı kendilerine lütfedilen bir Fransız pasaportuna sahiptir. Bu örnekte olduğu gibi bazen konular o işin aktörtlerince önemsizleştirilir ve öldürülür. Ergenekon davasında en &... Devamı

02 08 2008

Batı Ergenekon'un tasfiyesine nasıl bakar?

Yusuf GEZGİN  “O da ne demek! Tabiî ki demokratik sistemlerin “banisi” ve “hamisi”, demokrasinin doğduğu topraklar olan batı, demokrasi ve milli irade karşıtı derin yapıların tasfiyesine destek olur, aksi düşünülemez bile!” diye düşünüyor olabilirsiniz.Bu tezin yanlış-lanması, batının başkasına ne kadar demokrat olduğunun anlaşılması için; ABD ve Avrupa’nın dünyadaki ihtilallerin, iç savaşların, despotik idarelerin neresinde olduğuna bakmak kazım.Afrika’da yapılan ihtilallerin arkasında oradaki sömürge düzenini devam ettirmek isteyen hangi batılı ülkenin olduğuna bakmak lazım. Daha 20. yüzyılın sonunda (1990’lı yıllarda Afrika’nın iki büyük kabilesini kimin birbirine vuruşturarak milyonlarca siyahi ceset üzerinden menfaatlerini nasıl kolladıklarına bakmak lazım. (Hutu’ların ve Tutsi’lerin birbirine kırdırılması!)Dünyaya demokrasi ihracı iddiasında bulunan, ama müttefiki(!) petrol zengini Arap ülkelerinde despot kralların saltanatının devamını daha “pragmatik” bulan ABD’nin demokrasiye inancını sorgulamak lazım. Yalanlarla girdiği ülkelerde (Irak ve Afganistan) 3-4 yıl gibi kısa sürede mevcut yönetim yapılarını da bütünüyle tahrip ederek milyonlarca sivili öldüren, düğün alaylarına füzeler yağdıran, Müslüman toplulukları Şii-Sünni-Arap-Kürt-Türkmen vs diye bölerek birbirine kırdırmak için her türlü provokasyonu deneyen ABD’nin, nereye hangi demokrasinin getirilmesine katkıda bulunduğuna bakmak lazım.ABD’nin demokrasi sevdası Türkiye’deki klasik-modern-post modern bütün ihtilallerin arakasında yer almasında gizli. Pakistan’daki bütün despotik idareleri bizzat kendileri yönetime taşımalarına rağmen, mevcut des... Devamı

17 07 2008

Ergenekon Derin Yapı'nın neresinde?

Yusuf GEZGİN   “Türkiye’deki Derin Yapının Analizi” başlıklı yazımızda anlaşılmasını kolaylaştırmak için “Derin Yapı”yı, iç içe geçmiş üç halka şeklinde kategorize etmiştik.  “Derin Yapı”nın çekirdek (1.) kısmının genellikle Yahudilerden, orta (2.) halkanın masonik örgütlenmelerden, kenar (3.) halkanın ise kandırılmış veya satın alınmış kara Türklerden teşekkül ettiğini belirtmiştik. Peki, bu tasnife göre ülkenin gündemine oturan “ERGENOKON” örgütlenmesi derin yapının neresinde? Hangi halkanın içinde? Baştan ifade etmek gerekir ki; Türkiye’deki “Derin Yapı” ve onun operasyonel gücü olan “Ergenekon Örgütü” milli söylemleri ve sembolleri bolca kullanmasına rağmen “Gayrı Müslim” ve “Gayrı Milli” odakların kontrolündedir.  Ergenekon örgütü “Derin Yapı”nın eylemci guruplara sahip “operasyonel gücü”dür. Ergenekon örgütünün kullandığı eylem gurupları “TETİKÇİLER” ve “MEMURLAR” olarak tasnif edilebilir. Tetikçiler, genelde suça ve şiddete temayülü olan kimselerden seçilir. Mahmut Yıldırım, Abdullah Çatlı, son yakalanan Osman Gürbüz vb. tetikçiler arasında sayılabilir. Tetikçiler “sorgulamayan”, “gözü kara” kimselerden seçilirler. Tetikçilerin bir kısmı “İDEALİSTLER”den, diğer kısmı ise “SUÇLULAR”dan oluşur.  “İdealist Tetikçiler”, Vatan-Millet-Sakarya hikâyeleriyle kandırılmış sağcı gençlerden, halkların özgürlüğü, emeğin kutsallığı peşinde koşan solculardan veya “cihat” ettiğini d&u... Devamı

04 07 2008

Gerçek Kuvvacılar "D" Tipine Karşı

Yusuf GEZGİN Birinci Dünya Savaşı kaybedilmiş, İstanbul işgal altına alınmış Türk milletine dayatılan “Sevr” uygulamaya geçirilmeye başlanmıştı. Osmanlı devletinin pek çok toprağı koparılmış ve işgal edilmişti. Ama bu işgalciler Türk milletinin son toprak parçası Anadolu’ya da göz dikmişler, orayı da kendi aralarında parsellemeye başlamışlardı. Yunanlılar bir taraftan, İtalyanlar, Fransızlar diğer taraftan Anadolu’yu işgal etmekteydiler.   Anadolu insanı son iki asırdaki bütün savaşların yükünü çekmiş yıpranmıştı. Yemende, Cihan Harbi cephelerinde ve Çanakkale’de hep Anadolu insanı mücadele vermiş ve bu mücadeleler sonucunda hem maddi olarak, hem nüfus açısından tükenmişti. Köylerde tarla-tokat işini yapacak erkek kalmamıştı. Dile kolay 10 milyon nüfusa sahip bir millet sadece Çanakkale’de 250.000 insanını şehit vermişti.  Fakir, savaşlarda tükenmiş milletin işgallere direneceğine ihtimal verilmiyordu. Bu nedenle Anadolu coğrafyası da ameliyat masasına yatırılmış ve parsellenmişti.  Orduları tasfiye edilmiş, bütün limanları işgal edilmiş, başkenti zapt edilmiş, devleti teslim alınmış, tükendi-bitti denilen bu millet; her şehirde eşraftan insanların organizasyonuyla “Müdafaa Cemiyetleri” kurmuştur. Düşmana karşı mücadele etmek için istişareler yapılmış, milis güçler oluşturulmuş ve bunlar mevcut imkânlar çerçevesinde silahlandırılmıştır. Yani “derin millet” vatanını, istiklalini kurtarmak için harekete geçmiştir. Mustafa Kemal mücadelesini Anadolu’da oluşmuş bu hareketlere bina ederek, “Kuvayı Milliye”yi kurmuştur. Milli Mücadeleyi bir kimseye, bir lidere endeksli hale getirmek (bu Atatürk bile olsa) millete haksızlıktır. Zira bu müdafaa,... Devamı

28 06 2008

Askeri müdahale başarısızlığa mahkumdur

Yusuf GEZGİNTSK 1960 ihtilalinden sonra hemen her 10 yılda bir demokratik sürece doğrudan veya dolaylı müdahale etmiş, siyaset alanını yeniden düzenlemeye çalışmıştır. Son müdahale post modern bir tarzda 28 Şubat sürecinde yapılmıştı. Üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtikten sonra, geçen yıl nisan ayında, bu defa post-post bir muhtıra verildi. Ama hükümet bu muhtırayı aynı sertlikte iade etti. Kapatma davasıyla birlikte yaşanan sürecin de, "arkasında askerler bulunan bir Yargı Darbesi” olduğu belli olmaya başlamıştır.  Güdümlü gazeteler ve kumandalı enteller; “eğer AKP hükümeti Yargı Darbesiyle gitmezse ihtilal olur!” diyerek kamuoyunu tehdit ve taciz etmektedirler.  Ben hükümetin ve sivil güçlerin dik durması durumunda Yargı Darbesinin başarılı olamayacağını düşünüyorum. Yargı darbesinin sonuçsuz kalması durumunda askerin klasik silahlı bir darbe yapacağına, yapabileceğine de ihtimal vermiyorum.  Zira ülke, ne 20 yıl önceki; ne de 10 yıl önceki ülke değildir. Hele 1960’lı yılların Türkiye’si hiç değildir. Türk insanı globalleşmenin imkânlarından yoğun bir şekilde yararlanmakta, internetle, seyahatlerle dünyadaki gelişmeleri, değişmeleri yakından takip etmektedir. İnsanımızın medya yönlendirmeleriyle, süngü tehdidiyle bir fanus içine hapsedilmesi, PH mahsulü olaylarla kandırılması artık mümkün değildir. Ayrıca; 1-Türk insanı dünkü “eline vur, ekmeğini al” teslimiyetçiliğinde değildir. Haklarının farkındadır ve bu haklarından feragat etme-meye kararlıdır. Dolayısıyla bir askeri müdahale durumunda 10 yıl önceki gibi sakin, eylemsiz kalmayacaktır. Bir askeri emrivaki ile demokrasinin kesintiye uğratılması durumunda, tankların üzerine çıkacağını, askerler... Devamı

26 06 2008

İhtilal heveslilerine!...

Yusuf GEZGİNSon günlerde darbe çığırtkanları yeniden sahne almaya, seslerini yükseltmeye başladılar. Sandığa gömülen müflis siyasetçiler, risk almadan kazanmaya alışmış şişman kediler, fikir mahrumu yazarçizer takımı, demokrasiden ve milletten korkan derin yarasalar sığınacak bir süngü arayışındalar. Demokratik yollarla iktidar olma ümidini yitirmiş siyasi partiler, halkı ve alt edemedikleri iktidarları darbeyle, muhtırayla, askerle korkutmayı bir alışkanlık haline getirdiler. İçinden çıkamadıkları her problemde askerden medet ummaları maalesef orduyu da yıpratmıştır. 367 krizinde, cumhurbaşkanlığı seçiminde halka rağmen taraf olması, belirli siyasi partileri kolluyor görünümünde hareket etmesi, masum inançları bile irtica ve tehdit olarak algılaması TSK ile vatandaşın arasını açmıştır. Nitekim vatandaş genel seçimlerde ve referandumda siyasete harici müdahalelere açıkça tepkisini ortaya koymuştur. Bu tabloyu iyi okuyan, yıprandığını fark eden TSK son dönemde siyasete doğrudan müdahale etmemeye itina göstermektedir. İçeride konuşlanmış bazı cuntacı yapılar hükümete karşı daha sert müdahaleden yana ise de, komuta kademesi TSK’nın siyasete bulaştırılmasının zararlarının farkındadırlar. Ama demokratik yollarla muhalefet yapmaktan ümidini kesmiş siyasetçiler ve “D tipi” (dönme) yapılar askeri sahaya indirmek, siyasete bulaştırmak için bütün yolları denemektedir.Bu kesimim medyadaki beslemeleri, hem millet iradesine hem de hükümete olmadık hakaretler etmekte, askeri kışladan çıkarma konusunda cesaretlendirmeye çalışmaktadır.Milletten kopuk besleme entellere, güdümlü yazarlara göre: millet askerlere bir şey demeyecek! iradesine karşı yapılan antidemokratik müdahalelere ses çıkaramayacak! b... Devamı