koookle
52 Takipçi | 216 Takip
19 02 2009

"PKK Ergenekon'un İkizidir"

Yusuf GEZGİN
  

Türkiye’nin derin kodlarına hükmeden ucu dışarıda gayrı milli yapılar, ülkemiz üzerindeki inisiyatifi kaybetmemek için, birbirine zıt görünen farklı yapılara yatırımlar yapmışlar…

Ergenekoncuların sıkıştığı ve kamuoyu tarafından sorgulandığı bir dönemde, öbür yakada hizmet veren kardeşleri imdada yetişiyor. PKK ve aveneleri konjonktür Kürt haklarından yana eserken; havadan sudan bahaneler ileriye sürüp ortalığı karıştırıyorlar, huzuru bozuyorlar… 

“PKK Ergenekon’un İkizidir” sözünü ben söylemiyorum. Bu söz, yıllarca PKK saflarında bulunmuş, sonra da “vatan için!” JİTEM tarafından karanlık ve karışık işlerde kullanılmış Abdülkadir Aygan’ın itiraflarıdır.

Taraf Gazetesinden Neşe Düzel’e verdiği mülakatta da benzer iddialarını sürdüren eski PKK’lı ve JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan, PKK ve JITEM tarafından yıllarca kullanıldığını, Ergenekon davasında yargılanan pek çok kimseyle beraber çalıştığını ve ifade verebileceğini söylüyor. Bir terörist iken devlet(!) lehine devşirilen ve pek çok faili meçhul olaya, cinayete bulaştırılan Aygan, yeni bir kimlik verilerek devlet memuru haline getiriliyor.  

www.nasname.com adlı internet sitesine konuşan Aygan, özellikle 1990–1999 arasında işlenen birçok faili meçhul cinayetlerde yer aldığını anlatıyor. “1985 yılında Ergenekon’un ikiz örgütlenmesi olan PKK’dan kaçarken kendimi 1990–99 yılları arasında tüm kirli işlerin ana omurgasını oluşturan JİTEM’in kucağında buldum” diyen Aygan söz konusu çetenin emrinde asker ve sivil memur olarak görev yaptığını söylüyor.  İtirafçı “bu kirli işlerde birçok eski PKK’lı gibi bende işlenen cinayetlere ortak oldum. Sözünü ettiğim tüm faaliyetlerin devlet Ergenekon örgütlenmesinden bağımsız olarak yürütülmediğini iddia ediyorum. Bu nedenle Ergenekon davasında hem sanık, hem mağdur, hem de tanık olarak ifade vermek istiyorum.” açıklamasında bulundu.

PKK ve Ergenekon’un benzer amaçlar güden, benzer yapılar olduğunu, “Apo” denen zatın MİT adına işe başlamışken, sonraları büyük servislerin hizmetine girdiğini; her iki yapının kontrolünün de, gayrı milli kesimlerin elinde olduğunu; ikisinin de ülkeyi kana, gözyaşına bulamayı, kaos ve kargaşa çıkarmayı hedeflediğini, bu yapıların kandan, huzurluktan, husumetlerden beslendiklerini önceki yazılarımızda belirtmiştik.

Peki, nasıl olabilir? Birbirine zıt yapılanmış, hedefleri zıt görünen iki örgüt aynı amaca hizmet edebilir mi?

Evet, edebilir; zira her ikisini de tasarlayan, düşünen beyin aynı. Bu beyin toplumun farklı kesimlerini birbiriyle vuruşturabilmek, “düşman”, “kanlı” hale getirebilmek için işini şansa bırakmamış, her iki tarafı birden tasarlamış, yapılandırmış ve yönetiyor.

Eğer ön kabullerinizden ve “psikolojik harekât mahsulü” şartlanmışlıklarınızdan kurtulabilirseniz, birbirine zıt terör örgütlerinin aynı ellerce idare edilmesinin çok akıllıca ve verimli olduğunu siz de görebilirsiniz. Bu gün bırakın büyük servisleri, büyük firmalar bile, sırf ticari mantıkla bunu yapıyorlar. Artık büyük markalar kendi rakibini kendisi oluşturuyor. Daha farklı isimle ve konsepte sahip, aynı piyasada faaliyet gösteren firmalar kuruyorlar. Çoğu zaman vatandaş bu firmaların aynı kimselerin olduğunu bilmiyor bile. Örneğin birisi daha halk tipi oluyor, diğeri daha aristokratik! Birisi, pahalı oluyor, diğeri ucuz! Birisi spor oluyor, diğeri klasik! Peki, firmaların bile düşündüğü bu taktikleri Türkiye gibi önemli bir ülkeye kasteden servislerin görmeyeceğini ve ihmal edeceğini mi düşünüyorsunuz!..

Servisler ve devletler açısından kendisine fiilen veya potansiyel olarak tehdit teşkil eden bir ülkeyi bitirmenin, zararsız kılmanın en kolay, ucuz ve risksiz yolu, o ülke içinde muhalif odaklar oluşturarak birbirine vuruşturmaktır. Böylece ülkenin ekonomisini, huzurunu bozabilir, geleceğini ipotek altına alabilirsiniz. Bu açıdan bakarak düşündüğünüzde; Ergenekon tarzı, milletin tepesinde boza pişiren “antidemokratik”, “derin”, güya “Türkçü” tedhiş örgütleriyle; ülkeyi kana, şiddete boğan, güya “Kürtçü” PKK’nın beraberce kullanılması pek verimlidir. Memleketin son 30 yılı ve milyarlarca doları bu sayede heba edilmiştir. Üstelik ülkenin birliği bütünlüğü çatlatılmıştır. Ayrıca bunu yapanlar ekran önüne çıkmadığı, alenen yapmadığı için bizim en sıkı müttefiklerimiz olarak poz vermeye devam etmişlerdir. Onlardan silahlar almaya, en stratejik ihalelerimiz vermeye, stratejik müttefik kalmaya devam etmişizdir.

Ben sadece PKK’ değil DHKP-C, TİKKO, DEVSOL, HİZBULLAH, HİZBÜTTAHRİR vs gibi, ülkede ne kadar huzursuzluk kaynağı örgüt varsa, Ergenekon ve PKK’ya kardeş olduğunu düşünüyorum. Evvelki gün aşırı solda yer alan, dün APO’ya çiçek veren, ama bu gün “Ergenekoncu”, “ulusalcı”, “devletçi” kesilen; hakikatte ise, yabancı servislerin tapulu elemanı olan; birisi Ermeni, diğeri Sebatay kökenli (üstelik sıkı bir Sebatay bilimcidir!) meşhur ve maruf iki solcu aydın(!), konuyu aydınlatmaya yardımcı olacak iki çarpıcı örnektir.

Bu ülkede PKK’nın yayın organı Özgür Gündem’in yayın yönetmeni Merdan Yanardağ, bir süre sonra ulusalcıların en önünde yer alıyor, “ulusalcı”, “millici” Doğu Perinçek’in sağ kolu haline geliyor.

Ergenekon operasyonlarının sekizinci dalgasında yakın arkadaşı Tuncay Özkan’la birlikte tutuklanan Hüseyin Nazlıkul’un PKK Almanya örgütlenmesinde etkin olarak çalıştığı ortaya çıkıyor. PKK eski üst düzey yöneticilerinden Şükrü Gülmüş’e göre “Nazlıkul” ailesi PKK ile iç içe. Hüseyin Nazlıkul’un bir kardeşi Almanya’da yayın yapan PKK yanlısı “Özgür Politika” gazetesinde yöneticilik yapıyor. Ergenekon’dan tutuklanan Nazlıkul’un bir başka kardeşi uzun yıllar PKK da komutanlık yapmış, Terzi Cemal lakaplı teröristin yardımcısıdır. Hüseyin Nazlıkul ise, ihtilal çağrısı yapan, askeri kışkırtan Tuncay Özkan’ın en yakın adamlarından birisi. Nazlıkul “Kanal Türk”te ve en son kurdukları “Biz TV” de ulusal söylemlerle vatandaşı kışkırtmakla meşguldü. (Zaman, 2 Ekim 2008 Ahmet Dinç, www.nasname.com)

Okuyucularımızın aklına şöyle bir soru gelebilir: İyi de, bu Ergenekoncular bazı güvenlik kurumlarının içinden çıkıyor. Ergenekoncuların bu kurumlarca kollandıklarına dair şeyler konuşuluyor. Milletin canını, güvenliğini emanet ettiği kurumlarda da böyle ecnebi yapılanmaları mı var?

Bu soruya, “maalesef öyle!” demek zorunda kalacağım. Hatta kahredici bir esefle belirtmeliyim ki, ecnebi servislerin yüzyıllardır en iyi saklandıkları ve sardıkları kurumlar buralardır. Müslüman Anadolu evladının dışlandığı ve tasfiye edildiği bu yerler ecnebi servislerin tehdidi altındadır. Milletin varlığına kasteden, insanımızın geleceğini ipotek altına alan, kardeş kavgalarına, ideolojik bölünmelere ivme kazandıran pek çok hareket, buralarda yuvalanmış karanlık çetelerden lojistik destek görebilmektedir.

Ergenekon da, PKK da, DHKP-C de, HİZBULLAH da yabancıların ektiği tohumlardır ve farklı kulvarlarda farklı misyonlar görsün diye, aynı ellerce canlı tutulmaktadırlar.

Kürt aydınlar, Kürtlerin mağduriyeti ve hakları ile PKK’nın hiç bir bağının olmadığını görmeliler. Kürtler Terör Örgütünün, Türk-Kürt kardeşliğine kasteden, birileri lehine kaos ve çatışmaya imkan sağlayan taşeron, güdümlü bir örgüt olduğunu anlamalılar. Ergenekon’un sorgulandığı şu günlerde Kürtler de kendi Ergenekonları olan PKK’yı sorgulamalılar. Kürtlerin yaşadığı mağduriyetler kendilerini böyle bir taşeron örgüte kullandırmalarına gerekçe olmamalı.  

Türkiye Ergenekon’u ve PKK’yı beraber sorgulamalı. Karanlık odakların kanlı iki eline de mercek tutmalı…

18 Şubat 2009 Çarşamba
www.aktifhaber.com

45
0
0
Yorum Yaz