koookle
52 Takipçi | 216 Takip
17 07 2008

Ergenekon Derin Yapı'nın neresinde?

Yusuf GEZGİN   “Türkiye’deki Derin Yapının Analizi” başlıklı yazımızda anlaşılmasını kolaylaştırmak için “Derin Yapı”yı, iç içe geçmiş üç halka şeklinde kategorize etmiştik.  “Derin Yapı”nın çekirdek (1.) kısmının genellikle Yahudilerden, orta (2.) halkanın masonik örgütlenmelerden, kenar (3.) halkanın ise kandırılmış veya satın alınmış kara Türklerden teşekkül ettiğini belirtmiştik. Peki, bu tasnife göre ülkenin gündemine oturan “ERGENOKON” örgütlenmesi derin yapının neresinde? Hangi halkanın içinde? Baştan ifade etmek gerekir ki; Türkiye’deki “Derin Yapı” ve onun operasyonel gücü olan “Ergenekon Örgütü” milli söylemleri ve sembolleri bolca kullanmasına rağmen “Gayrı Müslim” ve “Gayrı Milli” odakların kontrolündedir.  Ergenekon örgütü “Derin Yapı”nın eylemci guruplara sahip “operasyonel gücü”dür. Ergenekon örgütünün kullandığı eylem gurupları “TETİKÇİLER” ve “MEMURLAR” olarak tasnif edilebilir. Tetikçiler, genelde suça ve şiddete temayülü olan kimselerden seçilir. Mahmut Yıldırım, Abdullah Çatlı, son yakalanan Osman Gürbüz vb. tetikçiler arasında sayılabilir. Tetikçiler “sorgulamayan”, “gözü kara” kimselerden seçilirler. Tetikçilerin bir kısmı “İDEALİSTLER”den, diğer kısmı ise “SUÇLULAR”dan oluşur.  “İdealist Tetikçiler”, Vatan-Millet-Sakarya hikâyeleriyle kandırılmış sağcı gençlerden, halkların özgürlüğü, emeğin kutsallığı peşinde koşan solculardan veya “cihat” ettiğini d&u... Devamı

04 07 2008

Gerçek Kuvvacılar "D" Tipine Karşı

Yusuf GEZGİN Birinci Dünya Savaşı kaybedilmiş, İstanbul işgal altına alınmış Türk milletine dayatılan “Sevr” uygulamaya geçirilmeye başlanmıştı. Osmanlı devletinin pek çok toprağı koparılmış ve işgal edilmişti. Ama bu işgalciler Türk milletinin son toprak parçası Anadolu’ya da göz dikmişler, orayı da kendi aralarında parsellemeye başlamışlardı. Yunanlılar bir taraftan, İtalyanlar, Fransızlar diğer taraftan Anadolu’yu işgal etmekteydiler.   Anadolu insanı son iki asırdaki bütün savaşların yükünü çekmiş yıpranmıştı. Yemende, Cihan Harbi cephelerinde ve Çanakkale’de hep Anadolu insanı mücadele vermiş ve bu mücadeleler sonucunda hem maddi olarak, hem nüfus açısından tükenmişti. Köylerde tarla-tokat işini yapacak erkek kalmamıştı. Dile kolay 10 milyon nüfusa sahip bir millet sadece Çanakkale’de 250.000 insanını şehit vermişti.  Fakir, savaşlarda tükenmiş milletin işgallere direneceğine ihtimal verilmiyordu. Bu nedenle Anadolu coğrafyası da ameliyat masasına yatırılmış ve parsellenmişti.  Orduları tasfiye edilmiş, bütün limanları işgal edilmiş, başkenti zapt edilmiş, devleti teslim alınmış, tükendi-bitti denilen bu millet; her şehirde eşraftan insanların organizasyonuyla “Müdafaa Cemiyetleri” kurmuştur. Düşmana karşı mücadele etmek için istişareler yapılmış, milis güçler oluşturulmuş ve bunlar mevcut imkânlar çerçevesinde silahlandırılmıştır. Yani “derin millet” vatanını, istiklalini kurtarmak için harekete geçmiştir. Mustafa Kemal mücadelesini Anadolu’da oluşmuş bu hareketlere bina ederek, “Kuvayı Milliye”yi kurmuştur. Milli Mücadeleyi bir kimseye, bir lidere endeksli hale getirmek (bu Atatürk bile olsa) millete haksızlıktır. Zira bu müdafaa,... Devamı

28 06 2008

Askeri müdahale başarısızlığa mahkumdur

Yusuf GEZGİNTSK 1960 ihtilalinden sonra hemen her 10 yılda bir demokratik sürece doğrudan veya dolaylı müdahale etmiş, siyaset alanını yeniden düzenlemeye çalışmıştır. Son müdahale post modern bir tarzda 28 Şubat sürecinde yapılmıştı. Üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtikten sonra, geçen yıl nisan ayında, bu defa post-post bir muhtıra verildi. Ama hükümet bu muhtırayı aynı sertlikte iade etti. Kapatma davasıyla birlikte yaşanan sürecin de, "arkasında askerler bulunan bir Yargı Darbesi” olduğu belli olmaya başlamıştır.  Güdümlü gazeteler ve kumandalı enteller; “eğer AKP hükümeti Yargı Darbesiyle gitmezse ihtilal olur!” diyerek kamuoyunu tehdit ve taciz etmektedirler.  Ben hükümetin ve sivil güçlerin dik durması durumunda Yargı Darbesinin başarılı olamayacağını düşünüyorum. Yargı darbesinin sonuçsuz kalması durumunda askerin klasik silahlı bir darbe yapacağına, yapabileceğine de ihtimal vermiyorum.  Zira ülke, ne 20 yıl önceki; ne de 10 yıl önceki ülke değildir. Hele 1960’lı yılların Türkiye’si hiç değildir. Türk insanı globalleşmenin imkânlarından yoğun bir şekilde yararlanmakta, internetle, seyahatlerle dünyadaki gelişmeleri, değişmeleri yakından takip etmektedir. İnsanımızın medya yönlendirmeleriyle, süngü tehdidiyle bir fanus içine hapsedilmesi, PH mahsulü olaylarla kandırılması artık mümkün değildir. Ayrıca; 1-Türk insanı dünkü “eline vur, ekmeğini al” teslimiyetçiliğinde değildir. Haklarının farkındadır ve bu haklarından feragat etme-meye kararlıdır. Dolayısıyla bir askeri müdahale durumunda 10 yıl önceki gibi sakin, eylemsiz kalmayacaktır. Bir askeri emrivaki ile demokrasinin kesintiye uğratılması durumunda, tankların üzerine çıkacağını, askerler... Devamı

10 06 2008

Türkiye Cezayirleştirilmek mi İsteniyor?

Yusuf GEZGİN Osmanlı’nın yıkılmasından sonra bu coğrafyada kartlar yeniden karılmış, oyun yeniden kurulmuştur. İçteki kripto vatandaşların desteği ve ihanetiyle, asli unsurların gafletiyle “Devleti Aliye”yi yıkan batılılar artakalan parçaları parsellemişlerdir. Kimi parçalar Fransızlara düşerken, aslan payı İngilizlere düşmüştür. Osmanlı coğrafyasının bir parçası da “bağımsız!” görüntüsü altında bin bir prangayla kontrol altına alınmıştır. Osmanlı’dan koparılan bazı parçalar bir süre sömürge olarak kullanıldı ise de; 2. Dünya Savaşı’ndan sonra batının sömürgeleri kontrolde zorlanması, bağımsızlık fikirlerinin yaygınlaşması sonucu bu ülkeler de (sözde!) bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Her birinin başına bir diktatör dikilen, bir bayrak ve devletçik bahşedilen bu coğrafyaların insanları “bağımsız bir devlete sahip oldukları” zannıyla avutulmuşlardır. Batı bu coğrafyalardan devlet mekanizmasının içine halkı kontrol edecek, batı yörüngesinde tutacak dengeleyiciler, kontrol mekanizmaları kurarak çekilmiştir. Bu gün bu ülkelerin hemen tamamında halkların rağmına, batı lehine yapılandırılmış kurumsal denklemler işlemektedir. Ordular batı tarzı bir örgütlenmeye, düşünce yapısına sahiptirler ve batıyla sıkı organik bağları vardır. Subaylar batı zihniyetindedir ve kendi insanına yabancıdır. Değerleriyle barışık insanlar bu ülkelerde subay sınıfına alınmaz, alınanlar dönüştürülür, dönüştürülemeyenler askerlik mesleğinden uzaklaştırılır (Mısır, Suriye, Cezayir, Fas, Tunus vd.). Bu ülkelerin sivil ve asker bürokratik elitleri kendi insanlarını mümeyyiz görmezler. Toplumlarını batı istikametinde dönüştürme iddiasındadırlar ancak, batı... Devamı