Kraliçe'nin gelişi ve Anglosaksonlar

Yusuf GEZGİN
 

İngilizler ve Anglosaksonlar son 4-5 asra damgasını vurmuş, tarihin akışını etkilemiş, göz ardı edilemeyecek, önemli bir millettir.

İngilizler Hindistan’dan Çin’e oradan Avustralya, Yeni Zelanda’ya, Kanada’ya, Amerika’ya Afrika uçlarına kadar çok geniş bir coğrafyayı işgal ederek “üzerinde güneş batmayan” büyük bir sömürge imparatorluğu kurmuşlardır.

Sömürgeciliği başlatan ve yaygınlaştıranlar batılılar ve hassaten Anglosaksonlardır.

Köleliği sistematik hale getirip, insanları yurdundan, ailesinden kopararak “bir ticari meta” haline getiren, dünyanın beşeri haritasını değiştiren bunlardır.

Çok değil beş asır önce bir toprağı, kimliği medeniyeti olan Kızılderililerden, Aborijinlere, Mayalara, Asteklere kadar onlarca milletin-medeniyetin köküne kezzap suyu döken bunlardır.

sır’dan, Anadolu’dan, Mezopotamya’dan, Asya’dan Afrika’dan çaldıkları tarihi eserleri müzelerinde sergileyerek medenilik! taslayan en büyük tarihi eser kaçakçıları, mezar soyucuları (pek çok meşhur insanın cesedi, mumyası İngiltere’dedir) bunlardır.

Nerede bir kıymetli maden, yeraltı zenginliği, petrol varsa batılılar, ama özellikle İngilizler oradadırlar. Petrol üretimleri olmadığı halde en büyük petrol şirketleri İngilizlerindir. Yeraltı zenginliğin bulunduğu  ülkelerdeki "yerüstü kavgaların", "iç savaşların", "etnik vuruşmaların" yönetmenliğini bunlar yaparlar.

Bütün sınır anlaşmazlıklarının ve toprak kavgalarının arkasında İngilizler vardır. İngilizlerin çekildiği coğrafyalarda nizasız, kavgasız, huzur içinde tek bir ülke, bölge gösteremezsiniz.  Çekildikleri yerlerde özellikle problem bırakırlar ki, elleri o coğrafyadan çekilmesin.

İngiltere demokrasinin beşiğidir. Ama demokrasiyi sadece kendilerine layık görürler. İngilizlerin çekildiği bütün coğrafyalar acımasız diktatörlerin, müsamahasız kralların elindedir. Bu otoriter yönetimlerin tamamının devlet ve yönetim altyapısını İngilizler kurmuştur. Zira diktatörleri idare etmek, yönlendirmek ve buyruklara amade kılmak milletleri yönlendirmekten çok daha kolaydır. Halklar demir yumruklar altında ezilirken bunlar "demokrasiyi", "insan haklarını" değil, diktatörlerden tahtlarını koruma mukabili rüşvet aldıkları imtiyazları, zenginlikleri hatırlarlar.

İslam’ın içinden çıkmış pek çok ayrılıkçı, sapık mezhep ve yorumun arkasında İngilizler vardır. Vehhabilik, Ahmedilik, Kadıyanilik, Sih düşüncesi vb. hep İngilizlerin beslediği akımlardır. Sanılanın aksine İslam dünyasında Şia’nın yayılmasına ve etkinlik kazanmasına özel önem verirler. Dünya kamuoyunu İslam’a karşı şartlandırmak, Müslümanları ezmek için kullandıkları Selefilik, Taliban, El Kaide, Ladin vs tarzı yapılar da Anglosakson-Yahudi icadıdır.

“11 Eylül” belasını ve güvenlik diye dünyaya hayatı dar eden kurguları, tedbirleri başımıza saranlar bunlardır. Dünyada son 5 asırda meydana gelen fesatların, zulümlerin, işgallerin, sömürmelerin, katliamların, milletleri birbirine düşüren fitne ateşlerinin pek çoğunun arkasında Anglosaksonlar vardır.

Osmanlı devletini yıkan ve geride kalan coğrafyayı kan, kavga alanı haline getiren; bu coğrafyadaki bütün milletleri birbirine düşüren (Arap-Kürt-Türk-Şii-Sünni, vs.) yine Anglosaksonlardır.

Ortadoğu’daki devletlerde mevcut statükoyu kuran, devletlerin şifrelerini oluşturan İngilizlerdir. Türkiye’deki derin yapının mimarı, mühendisi, müteahhidi de İngilizlerdir. Ülkemizdeki temel dengeler ve kurumlar İngilizler tarafından yapılandırılmıştır. Devlet-toplum-kurumlar arasındaki hassas dengenin ince ayarlarını İngilizler yapmışlardır. Uzun yıllar sonra yıkabildikleri Osmanlı devletinin yerine; bir biriyle kavgalı, vatandaşından kopuk, kendi dinamiklerinden uzak devletçikler kurarak çekilmişlerdir. Ve maalesef Türkiye dâhil bu devletlerin kodlarını, anahtarlarını hep ellerinde tutmuşlardır. Kurdukları yapılar ne zaman raydan çıkma eğilimi gösterse, sistem içine yerleştirdikleri müdahale araçlarıyla sistemi yeniden kendi lehlerine dengeye getirmeyi başarmışlardır.

Malumunuz Türkiye’de İngilizlerin kurduğu, ABD-Yahudi ittifakının yürüttüğü "derin sistem" S.O.S vermeye başladı. Milleti çelik bir çeper içine hapsederek kuşatan, milli ve dini değerleri tehdit olarak gören yapıda çatlaklar oluşmaya başladı. Millet ve onu kontrol etmek üzere yapılandırılmış (derin) devlet arasındaki sıkıntılar yüzeye vurmaya başladı.

Diğer taraftan 100 yıl önce yapılandırılmış Ortadoğu’da haritaların yeniden çizilmesi, dengelerin yeniden oluşturulması söz konusu. Türkiye’nin küçültülmesi, İsrail’e müzahir yeni bir devletin kurulması, bölgedeki bazı devletlerin BOP çerçevesinde yeniden parçalanması, yükselişte olan İslam’ın mezhep ve etnik ayrışmalarla, şiddet sarmalıyla engellenmesi gerekiyor.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra yine bir Anglosakson devleti olan ABD dünya jandarmalığını İngiltere’den devraldı. Son olaylar açıkça ortaya koymuştur ki; süper jandarma ABD İngilizlerin gösterdiği başarıyı gösterememektedir. ABD güçlü silahlara, devasa bir orduya sahiptir, ama İngilizlerin tecrübesinden, diplomatik kıvraklığından, sosyal mühendislik birikiminden epeyce uzaktır.

İngiltere kraliçesinin tarihi turistik yöreleri gezmek için geldiğini sanmıyorum. 

Acaba kraliçe Türkiye’de, kendi kurdukları sarsılan derin dengeleri yeniden inşa etmek veya revize etmek için mi geldi?

Yoksa, Ortadoğu’da uygulanacak yeni planlara bizi hazırlama, altyapı oluşturma amacı var?

PKK’nın bitirileceği, K. Irak’taki Kürt yönetiminin Türkiye himayesine verileceği, bizim kucağımızda serpildikten sonra, iyice siyasallaştırılmış bizdeki parçayla birlikte koparılacağı senaryoları konuşuluyor. Bizim Kürt yönetimiyle bir anda can ciğer olmamızın bu planlarla ve kraliçenin gelişiyle bir ilişkisi var mı?

ABD hard gücüyle bu coğrafyada acze düştü. Hem başarılı olamadı, hem sevimsiz hale geldi. Acaba ABD, diplomasi cambazı, fitne madrabazı, Ortadoğu coğrafyasını ve milletlerin yapısını iyi bilen müttefiki İngilizleri buraya özel bir misyonla mı gönderdi?

Amerikalılara dikkat etmeliyiz, İngilizlere ise pür dikkat etmeliyiz. Zira bunlar 5 asır boyunca dünyayı sömürmüş, kan gölüne çevirmiş, ama centilmen(!), kibar(!), demokrat(!) diplomat millet unvanını almayı bilmişlerdir.

15 Mayıs 2008 Perşembe
 
www.aktifhaber.com

Yorum (1) Yorum yaz!

Yukarı

Derin Devletin Başbakan Adayı

Yusuf GEZGİN
   

“Derin yapılar” başlarda AKP’nin hükümet etmesini problem görmüyorlardı. Belki de “milletin gazını almak”, “bir kadronun başarısızlığını ortaya koymak” açısından yararlı buluyorlardı. Nasıl olsa istedikleri anda istedikleri hükümeti başarısızlığa mahkûm edebilir, siyaset kulvarının dışına itebilirlerdi. Siyaset sahnesi “derin operasyonlar” karşısında şapkasını alıp giden, koltuğunu bırakıp kaçan liderlerle doluydu. Varoşlardan çıkmış bir lidere ve avenesine mi pabuç bırakacaklardı!..

 

Derin yapı buyruklara itaat etmeyenlere karşı hukuk ve siyaset dışı pek çok çözüm(!) yöntemine sahipti. Teslim olmayan iktidarları her türlü manipülasyon ve provokasyonu kullanarak itaate icbar edebilirdi. Ekonomik kriz çıkarmaktan, toplumsal kaos oluşturmaya, terörü azdırmaktan, iç çatışmaları körüklemeye kadar pek çok müdahale yönteminin alt yapısı kontrollerindeydi. Gerekirse, “sistemin içine konuşlandırılmış kurumlar” devreye sokulurdu. Olmazsa kuvvetler ayrımı devleti kilitleyecek şekilde, bir kuvvetler vuruşması haline getirilirdi. Bütün yollar bitse bile, askeri müdahaleyle milleti ve hükümetleri hizaya sokarlardı. Güneydoğu’nun böyle bir müdahale sonucu kopacak olması, iç karışıklıklar çıkma ihtimali, ekonominin bozulması, dünyadaki itibarımız, AB yolundaki yürüyüşümüz bunları hiç ilgilendirmiyordu. Onlar, ülke 3. dünya ligine demir atsa da, memleket kaos ve kargaşaya teslim olsa da ayrıcalıklarının derdindeydiler.

Şimdiye kadar pek çok derin yöntemi kullandılar. Ama “varoşların sonradan görme kabadayısı” 7 canlı çıktı. Hükümet her çelmeden kurtuldu, her tuzağı atlattı ve yoluna devam etti.

 

Şu anda derin yapı “yargı müdahalesi”yle sersemlettiği AKP hükümetini ameliyat masasına yatırmaya hazırlanıyor…

 

Her şeyden önce bu mücadelenin bir “psikolojik muharebe” olduğunu hatırlatalım. AKP’yi korkutabildikleri, kamuoyunu umutsuzluğa itebildikleri oranda operasyonun başarı şansı var. Sistemin kilitlenmesi, ekonominin bozulması, vatandaşın bu cendereden çıkış olmadığına inandırılması durumunda hükümete yapılacak ameliyat başarılı olabilir. Aksi halde hükümet neşterin altına yatırılamayacaktır. Uyuşturulmamış, eli kolu bağlanmamış bir bünye üzerinde operasyon denemesi ise ciddi tehlikelere gebedir.

 

Ülkeyi ve hükümeti bir operasyona müsait hale getirme çabaları hızla devam etmektedir. Ancak AKP hükümetinde operasyona direnç gösterme iradesi görülmemektedir.

 

Kapatma davası Erdoğan liderliğindeki hareketin küçültülmesini ve iktidardan uzaklaştırılmasını hedeflemektedir. Abdullatif Şener’in hareketi partiyi yıpratma ve parçalar koparma amaçlıdır. Parti içinde gemiyi terk ederek işaret edilecek cephelere kayacak epeyce kimse vardır. Ama bunlar tünelin ucunu görmeden harekete geçmeyi riskli bulmaktadırlar. Şener projede esas oğlan değildir. Kendi farkında olmasa da, ona biçilen misyon “bir bölen” olmaktır. Ortam ısınırsa partiden daha başka bölenler de çıkarılacaktır.

 

Eğer mevcut derin proje başarılı olur, hükümet yıkılır, parti dağılırsa; AKP hükümetini ikame edecek “yeni bir merkez sağ parti” planlanmaktadır. Muhafazakâr, hatta dini tonlara sahip olacak, Anadolu’nun desteğini alabilecek söylemlerle donatılacak bu partinin lideri siyaset sahnesine ilk defa çıkan, yıpranmamış birisi olacaktır. Brutuslerden birisi olmayacaktır. Yeni merkez sağ partinin itibar erozyonuna uğramamış, güçlü, güvenilir, yepyeni bir parti olması hedeflenmektedir.

 

AKP enkazı üzerine bina edilecek partinin lideri ve planlanan hükümetin başbakanı TOBB başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’dur. Hisarcıklıoğlu 2-3 yıldır tirübünlere yatırım yapmakta, saha kenarında siyasete ısındırılmaktadır. Derinlerin güçlü lider adayı, epeyce zamandır toz kaldırmadan ülkeyi dolaşmakta, ince mesajlar vermektedir. Hükümetle bozuşmamaya, erken deşifre edilerek yıpranmamaya özen göstermektedir. Şu anda AKP içinden ve dışından pek çok siyasetçi Hisarcıklıoğlu’nun etrafında halkalanmak için AKP’nin tozunu görmeyi beklemektedir. Kulislerde Hisarcıklıoğlu’nun “Tayyip’i halledemezseniz sahaya inmem” dediği yönünde rivayetler dolaşmaktadır. Bu yüzden bütün hesaplar hükümetin yıkılmasına bağlıdır.

 

Yürürlükteki projeyle hükümetin ve AKP milletvekillerinin tedirgin edilmesi, korkuya ve belirsizliğe teslim olması istenmektedir. Şu anda partinin iç bütünlüğünü bozmaya, Erdoğan’ın liderliğini zayıflatmaya ve partiyi içinden çatlatmaya yönelik yoğun bir çaba, psikolojik mücadele vardır. Umutsuzluğun artması, çözüme inancın kırılması nispetinde cerrahi müdahale imkânları artacaktır. Bu operasyonun narkozu korku ve tedirginliktir. Panikleyen, fevri hareket eden, aceleci davranan, korkan AKP narkozun etkisine girmiş demektir.

 

Hükümet, üzerinde cerrahi müdahale olmasını istemiyorsa, dimdik ayakta durmasını ve duraklamadan yürümesini bilmelidir. Acziyet, korku ifade eden tavırlar çakalların üzerine çullanmasına neden olacaktır. AKP vatandaşa mücadele edeceğini, çakallara ise bedel ödeteceğini göstermelidir.

 

Şu anda çakallar hükümetin etrafında turlamaktadır. Yarın, halkayı daraltıp saldırıya geçtiklerinde hükümetin yapacak bir şeyi kalmayabilir. Demokrasi ve hukuk dışı işleyen bu süreçte “uzlaşma” teslim olmaktır, vücudunda bir operasyona müsaade etmektir. Bu güne kadar bu çakal sürüsünden taviz vererek, uzlaşarak kurtulabilen olmamıştır.

 

Hükümet mücadele etmeli; milletin iradesini, emanet ettiği demokratik temsil yetkisini çakallara terk etmemelidir.

 

Hükümetin cesaretini ölçecek turnusol kağıdı “Ergenokon” dosyasıdır. Hükümet ya Şemdinli de olduğu gibi üç maymunları oynayıp bu savcıyı da feda edecek; veya karanlık yapının deşifresi ve cezalandırılması için “sonuna kadar?” gidecek.

 

Ama bu defa iş ciddi! Savcıyı feda etmek kuyruğu kurtarmaya yetmez!…

 

Hükümet için başka yol gözükmüyor; onurluca mücadele veya harakiri….

11 Mayıs 2008 Pazar

Yorum (0) Yorum yaz!

Yukarı

Türkiye'deki derin yapının analizi

Yusuf GEZGİN
 

Türkiye'deki “derin yapı”nın yaklaşık yüz yıldır katışıksız gayrı milli, gayrı Türk ve gayrı Müslim olduğunu muhtelif yazılarımızda belirtmiş; bu derin yapının serüveninden, ülkenin sinirlerini, beynini nasıl ve hangi yöntemlerle işgal ettiğinden bahsetmiştik.

 

Millete rağmen varlığını sürdüren, ele geçirdiği devlet imkânlarıyla milletle mücadele eden; her dirilme-toparlanma çabamızda başımıza bir balyoz indirerek, yeniden yarı baygın hale getiren bu aygıtın sosyal ve beşeri yapısı şimdiye kadar analiz edilmedi.

 

Bu yazımızda “derin yapı”nın hangi kesimlerden destek aldığını, kimlere dayandığını, kimleri kullandığını, karar verme mekanizmalarının kimlerden oluştuğunu, azınlıkların bu yapının neresinde durduğunu, heteredoks gurupların bu yapıyla ilişkilerini işlemeye çalışacağız.

 

Anlaşılmasını kolaylaştırmak için, “Derin Yapı”nın kabaca iç içe geçmiş üç halka şeklinde kategorize edilebileceğini düşünüyorum. “Çekirdek halka”, “orta halka” ve “kenar halka”. Bu halkaların her birinin toplumsal dokusu, etnik yapısı ve derin yapı içindeki etkinliği farklılık arz etmektedir.

Türkiye'deki “Derin Yapı”nın çekirdek kısmı bütünüyle Yahudilerden müteşekkildir. Çekirdek kadroda Sebataylar ve Museviler vardır.  Öyle ki İsrail kurulmadan önce Türkiye Cumhuriyeti bu kesim tarafından “yeryüzündeki tek Yahudi devleti” olarak anılmıştır. Türkiye'de sosyal-siyasi-ekonomik vb. hayatın stratejik önemi haiz bütün alanlarının kontrolünün bu çekirdek kadronun elinde olmasına itina gösterilmiştir.

 

1908 ihtilalinden sonra bu kesim bürokratik alanların en kritik noktalarını ele geçirmişlerdir. Selanik ve balkanlardaki Sebatay-Yahudi kökenlilerin mübadele ile Türkiye'ye getirilmesi bu kadronun nüfus açısından da güçlenmesini sağlamıştır. Böylece “çekirdek halka” Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkenin bütün stratejik noktalarını tutabilmiştir. Bu dönemde, çekirdek halkayı oluşturan kripto Yahudiler ne kara Türkleri, ne de diğer kripto ecnebileri iktidarlarına ortak etme ihtiyacında değillerdi. Onları zevahiri kurtaracak yerlerde tutmaları yetiyordu. Mutlak ve tartışılmaz bir güce sahiptiler. Sadece bürokratik alanlar ve devletin kritik noktaları değil, sosyal ve ekonomik hayatın öncüleri; yazarlar, sanatçılar, aktörler, ulusal ölçekteki patronlar hep bunlardan çıkıyordu. Devlet aygıtının daha kompleks bir hal alması, yeni kurumların oluşması sonucu her yere yetemez hale geldiler. Yeni nesilleri bohem bir hayatı tercih ediyordu. Dedeleri gibi idealist olmadıkları için bürokrasinin bunaltıcı çarklarına girmeyi arzu etmiyorlardı. Türkiye'nin nüfusu hızla artıyor ama bu kesimin nüfusu artmıyordu. Bundan dolayı “çekirdek halka” dün ellerinde tuttukları bazı mevzilerin feda edilebilecek kısımlarını diğer kripto ecnebilere ve heteredoks guruplara devrettiler.

 

Derin yapının özünü oluşturan “Çekirdek Halka” epeyce mevzi kaybetmesine rağmen, karar mekanizmalarını tekelinde tutmaya devam etmekte, stratejik noktaların kontrollerinden çıkma-masına itina göstermektedir. Maruz kaldığımız bütün derin operasyonların, yönlendirmelerin, spekülasyonların odağında bu çekirdek halka vardır. Çekirdek halkada olan ve karar mekanizmasını yönlendiren insanlar sanıldığının aksine tahmin edilebilecek kimseler değildir. Kamuoyunda numaralandırılan, konuşulan kimseler birinci dereceden icracılar bile değildir. Medyaya “derin” olarak yansıyan, üzerinde konuşulan kimselerin çoğu kullanılan piyonlardan, tetikçilerden ibarettir. “Beyin” olarak gösterilenler bile çekirdek halkadan değil, en fazla orta halkadan kimselerdir. Zira çekirdek halkada olan insanlar kamuoyunun tartışmasına sunulmaz. Özenle muhafaza edilirler.

 

Türkiye'ye derin yapının çekirdek kadrosunu konuşlandıranlar batılılardır. Dün bu kadro İngilizlerin kontrolündeydi. Bu gün ABD ve İsrail'le birlikte hareket etmektedir. Türkiye'deki derin yapının çekirdek halkası ülke sınırlarını aşan etkiye sahiptir. 

 

Çekirdek halka her görüşün antisini, karşıtını oluşturur ve bu görüşleri vuruşturarak kendi menfaatlerini dengede tutar. Bu yönüyle ülkemizde, bölgemizde aşırı ırkçı, aşırı dinci, aşırı solcu vs pek çok akımın, görüşün arkasında bu çekirdek kadro vardır.

 

Çekirdek Halka 100-150 yıldır ellerinde tuttukları stratejik mevzilerin son zamanlarda tehdit altında olduğunu düşünmekte ve hâkimiyetlerinin sürdürülebilmesi için sürekli “yeni derin projeler” üretmektedir. Sistemin en kritik silahlarını, kurumlarını, araçlarını yaşadıkları erozyonu durdurabilmek için devreye sokmaktadır. Ulusalcı görünen yapıların, Ergenekon tarzı örgütlerin, kaos projelerinin, siyasi-toplumsal mühendisliklerin, ayrılıkçı gurupların, ekonomik operasyonların arkasında bu derin “beyinler” vardır. Çok iyi bir planlamayla ve rol taksimatıyla toplumun farklı kesimlerine liderler yetiştirirler. O kesimleri kendi arzuları istikametinde bu liderlerle yönlendirirler. Toplumsal direnci kırmak, yönlendirile-bilirliği kolaylaştırmak için pornografiyi, ahlaki yozlaşmayı yaygınlaştırırlar. Aileyi tahrip edecek, milli dokuyu zaafa uğratacak sektörleri desteklerler. Kendi içlerinden bu sektörlerin duayenliğini, liderliğini yapacak insanlar çıkarırlar.

 

Derin yapının orta halkasını masonik örgütlenmeler içinde yer alan insanlar oluşturur. Ancak masonik yapıların en üstünde karar verici, politika belirleyici konumundakiler yine çekirdek halkadandır ve kesinlikle Yahudidirler. Meslek guruplarına göre alan paylaşımı yapılmış olan (lionslar, lionesler, rotaryan, rotaraklar, iş dünyasına ait bazı kuruluşlar ve bazı STK'lar vs.) orta halkayı, gövdeyi oluştururlar. Siyasal-bürokratik-akademik-ekonomik alanları kontrol etmek, kamuoyunu etkilemek ve yönlendirmek, değişik meslek guruplarının desteğini derin amaçlar istikametinde kullanarak hâkimiyet ve etkinlik sağlamak için bu örgütlü guruplardan yararlanılır.

 

Masonik örgütlenmelerin içinde diğer kripto ecnebilerden (Ermeni-Rum-Süryani vs.) bol miktarda varsa da, çoğunluğu “beyazlaşma arzusundaki kara Türkler” oluşturur. Karakter zafiyeti olan bazı Kara Türkler bürokratik, ticari, siyasi vb. ikballerini düşünerek buralara üye olurlar. Zaman içinde gösterdikleri sadakate ve performansa göre yükselirler ve etkin hale gelirler. Ama hiçbir zaman bir kara Türk'ün üst karar organlarında yer alması mümkün değildir. Masonik derneklere üye olan Kara Türkler, derin yapıların toplum içindeki lojistik destekçileridirler. Büyük fotoğrafı görmeden ana hedefler istikametinde kullanılırlar ve yönlendirilirler. Derin politikalara ve operasyonlara en fazla “nitelikli malzeme” olurlar. Derin yapının orta halkası sivil ve askeri bürokrasideki, iş dünyasındaki elemanları vasıtasıyla derin operasyonlara zemin hazırlar. Mitinglerle, beyanatlarla, psikolojik harekât mahsulü eylemler ve söylemlerle kamuoyu oluşturur, ortamın olgunlaşmasına katkıda bulunur.

 

Yakın zamana kadar bu derin sistemi Yahudi-Sebatay ekipler tek başlarına ve sıkıntısız götürebilmekte idiler. Ancak son yıllarda güç kaybına uğramaları ve Anadolu insanının uyanışı, dün kavgalı oldukları diğer ecnebilerle işbirliğine gitmelerine neden olmuştur.  Osmanlı döneminde birbirinden hazzetmeyen Yahudi-Ermeni-Rum azınlıklar, özellikle bunların kriptoları her geçen gün “Kara Türklere karşı birleşik cephe” oluşturmakta, dayanışma içine girmektedirler. Yahudi-Sebetaylar nüfus sıkıntısı içinde oldukları ve sürekli mevzi kaybettikleri için Alevi kesimle de sıkı diyalog içine girmeye, onları bir nüfus deposu, dolgu unsuru olarak görmeye ve ara kademelerde kullanmaya başlamıştır.

 

Derin yapının kenar (3.) halkasında yer alanlar “Beyaz Türklerin Kara Ayakları” başlıklı yazımızda üzerinde durduğumuz, yerli kara figüranlardır. Bu kesim kime hizmet ettiğinin farkında değildir. Resmin bütünü göremezler. Bir kısmı inandığı/inandırıldığı davası uğruna mücadele verdiğini düşünerek heyecan ve hamasetle hareket eder. Bunlar, bazen emekçinin, işçinin, ezilenin hakkını müdafaa ettiğini düşünen TKP'li, DHKP-C'li vb. Marksist devrimcilerdir. Bazen ezilmiş bir halkın (Kürtlerin) haklarını savunduğunu ve bunun için dağda-ovada mücadele verdiğini zanneden PKK'lılar, Kürtçülerdir. Bazen İslam adına cihat ettiği yanılgısına düşmüş Hizbullah'çı, İBDA-C'li militanlardır. Bazen beynelmilel güçlere karşı milli menfaatleri savunduğu sanısına saplanmış ulusalcılardır. Bu gurupların içinde âleme ayan olmuş gerçekleri bile ideoloji körlüğünden dolayı sorgulayamayacak kadar inandırılmış, saf insanlar vardır.

 

Beyaz Türklere ayak olan, figüranlık yapan kenar halkanın bir diğer kısmı ise hadiseye bütünüyle profesyonellik açısından yaklaşan “ücretli”lerdir. Bunlar aldığı bedel, karşılık, menfaat, makam vb. gereği rolünü oynayan kimselerdir. Üzerlerine vazife olmayan şeylere karışmazlar ve karıştırılmazlar. Karıştırdıklarında akıbetlerinin ne olacağını gayet iyi bilirler. Bu kategoride kime hizmet ettiğini bildiği, olayların farkına vardığı halde girdiği sarmaldan kurtulamayan epeyce insan vardır.

 

Kenar halka içinde bilinçli olarak tetikçilik, militanlık yapan, intikam duygusuyla hareket eden, kökeninin farkında olarak mücadele veren bazı kripto ecnebiler de vardır. Nitekim terör örgütlerinin silahlı kısımlarında, dağ kadrolarında, şehir yapılanmalarında, üniversite örgütlenmelerinde bu türden pek çok insan vardır.

 

Derin yapının medyaya düşen, gün yüzüne çıkan, tartışılan pek çok ismi kenar halkanın bu kategorilerinden birisine girmektedir. Müslüm Gündüzler, Fadime Şahinler, Alpaslan Aslanlar, iyi çocuk Ali'ler, tetikçi Yeşil'ler, rambo Çatlı'lar bu meydanda sadece figürandırlar; en fazla amele başıdırlar. Abdullah Öcalan, Dursun Karataş, Hüseyin Velioğlu gibi şahıslar figüran olarak işe başladığı halde, uluslararası servislerle tutukları işlerden dolayı “şöhretli birer dublör” haline gelmeyi başarabilmişlerdir.

 

Tetikçi figüranlarla bağlantıları ortaya çıkan, onlara imkânlar hazırlayan güya millici bazı düşük rütbeli kimselerin ancak suflör, malzemeci, dekorcu, makyajcı gibi misyonlara sahip olduğunu düşünüyorum. Pek çoğu yerli ve kara Türk olan bu insanlar milli duygularından yararlanılarak gayrı milli projelerde millete karşı kullanılmaktadır. Senarist, yönetmen gibi takdim edilen Veli Küçük türü insanların bile bu tabloda orta halkadan öteye geçebildiğini sanmıyorum.

 

Kenar halkada olduğu halde temsil acısından çok önde yer alan insanlar da bulunabilmektedir.  Örneğin, aslı Kara Türk olan 3. halkadaki birisi bunların başbakan adayı olabilir, bunu destekleyebilirler. Ama başbakan bile olsa temel kararlarda etkisi olmayabilir, sadece kendisine emredilenleri uygular. Aynı şeyi diğer kurumların en başındakiler için de düşünebilirsiniz.

 

Derin yapı insanları şantajla, tehditle, kumpasa, tuzağa düşürerek de hedefleri doğrultusunda kullanabilir. İhtimal vermeyeceğiniz kişiler derin odakların emrinde bulunabilir. Uçkurundan yakalanmış itibarlı birisi; cüzdanı doldurulmuş bir entelektüel; görüntülenmiş dindar bir insan bu yapının hizmetinde olabilir.

 

Ayrıca derin yapıya hizmet eden payanda organizasyonlar vardır. Saunaları, fuhuş ekiplerini, tehdit ve şantaj çetelerini, terör örgütlerini, adi görünümündeki tedhiş ve suç şebekelerini hedeflerine destek amaçlı kullanırlar. Kirli işlerde bu tür örgütleri devreye sokarlar. Cezalandırmaları, zorlamaları bunlar eliyle yaparlar.

 

Beyin yıkama işinde ve toplumu yönlendirme amaçlı psikolojik harekât eylemlerinde profesyoneldirler. Toplumun farklı kesimlerinde bunların borazanlığını yapanlar, medya, sanat, iş dünyasında uzantıları vardır. Kamuoyu oluşturacak malzemeleri ellerinde tutmaya çalışırlar.

 

Türkiye'deki derin yapının İtalya-İspanya gibi ülkelerde deşifre edilen “Gladyo” tarzı yapılarla kıyaslanması yanlış olur. O ülkelerde kurulan yapılar adı geçen ülkeleri yönlendirme amaçlıydı. Bu ülkelerde milli direnç ve bilincin öldürülmesini hedeflemiyordu. Türkiye'deki derin yapı ise bizzat milleti, milli manevi dinamikleri hedef almaktadır. Derin odakların en çok neden rahatsız oldukları size bu konuda fikir verebilir.

 

Türkiye'deki derin yapı Milletin-devletin yarı canlı kalmasına matuf konuşlandırılmıştır. Bu derin vampiri musallat edenler Türkiye'nin kendi olarak var olması durumunda bütün bir İslam coğrafyasını, mağdur milletleri etkileyeceğinin farkında oldukları için, bizi çelikten bir çeper içine hapsetmişlerdir. Bu nedenle milletin her kendine gelme gayreti, diriliş çabası amansızca bastırılmış, öncülük eden beyinler, guruplar ezilmiştir.

 

Gelişmiş, köklü ülkelerde devleti ve milleti koruma refleksiyle hareket eden, siyaset üstü düşünen, ülkenin maceralara girmemesi için müdahale eden milli yapılar-ekipler vardır. Bunlara “derin devlet” dendiği de olmaktadır.

 

Türkiye'deki derin yapı gayrı Müslim ve gayrı milli güçlerin elindedir. Bazı iddiaların aksine derin oluşumlar ve yapılar hala bütünüyle ABD-Yahudi etkisindedir. Maruz kalınan ihtilal denemeleri, siyasi manipülasyonlar, sosyal mühendislik operasyonları bu gün de bu odakların işidir.

 

Ama “derin yapı” planladıklarını icraya koyamamaktan, provokasyonlarının hedefe ulaşmamasından ve milletin çevrilen dolaplara uyanmasından rahatsızdır.

 
28 Nisan 2008 Pazartesi

Yorum (1) Yorum yaz!

Yukarı

(Kripto) Ermeniler Ermenilere Karşı

Yusuf GEZGİN

Türkiye'de Ermeni cemaatinin 35-50 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Bunlar hüviyetlerinde açıkça kimlikleri yazılı olan, dinlerini ve kimliklerini inkâr etmeyen, Lozan'da tanımlanan “azınlık” statüsünü haiz Ermeniler.

Türkiye'de birde  “Müslüman” zarfında kripto Ermeniler var. Bunların toplamı geçenlerde tarihçi Halaçoğlu tarafından 1 milyon olarak verildi. Ermeni kaynakları da benzer rakamları veriyor. 1915 olaylarından sonra Anadolu'da kalan bu Ermenilerin önemli bir kısmı, en az yarısı Türkler veya Kürtler arasında samimi Müslümanlar olarak hayatlarını devam ettiriyorlar. Farkında olsalar bile eski kimliklerini kurcalama niyetinde değiller. Avrupa'dan beslenen bazı dernek ve örgütler bu kesimin eğitimli gençlerine Ermeni kökenlerini hatırlatma çabası içinde iseler de; süreç Ermeni kökenli vatandaşlarımızın giderek Anadolu insanı ile kaynaşması yönünde işlemektedir.

Bu 1 milyonluk kesimin içinde önemli bir nüfus da, Ermeni kimliğinin farkında ve şuurunda olarak, Türk-Kürt kimlikleri içinde boy göstermektedir. Bu kesim bir taraftan Kürt ve Kürtçü kimliği ile PKK'nın ve onun siyasi örgütünün en önünde yer alırken; diğer taraftan ulusalcı-millici, hatta milliyetçi kimliği ile en kafatasçı Türkçüler arasında saf tutabilmektedir. Fakat bu kripto Ermenilerin en etkin oldukları mevzi sivil ve askeri bürokrasidir. Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin içinde yer alan Kripto Ermeniler bürokrasinin kilit noktalarında oldukça etkindirler ve son zamanlarda da şahit olduğumuz milli iradeye set oluşturma, demokrasiyi tıkama konusunda mahirdirler. Yargı-ordu ve üniversitelerde epeyce kripto Ermeni vardır. Üniversitelerdekiler yer yer açığa çıkarılmıştır. Ancak ordu ve yargı içindekileri kimse telaffuz etmeye cesaret edememektedir. Son yıllarda kripto Ermeniler ve (bu konuda daha tecrübeli ve becerikli olan) kripto Yahudiler pek çok alanda müşterek hareket etmektedirler. Devlet içinde konuşlanmış kripto ecnebiler ulusa rağmen ulusçu, millete rağmen devletçidirler. Devletçi, Atatürkçü,  ulusalcı tepkiler veren, devlet içinde konuşlanmış bu kripto ecnebilerin, mercek tutulduğunda PKK'da, DHKP-C'de, TİKKO'da yakınları çıkabilmektedir. Bir kardeş, kuzen devletin en can alıcı yerinde mevzi tutmuş iken, öbür kardeş-kuzen güvenlik güçlerine, Türk ordusuna kurşun sıkabilmektedir. Bunlardan pek çoğunun istihbarat örgütlerimizin ve güvenlik güçlerimizin kayıtlarında mevcut olduğunu düşünüyorum.

İşte Türkiye'de yaşayan bu iki Ermeni gurup arasında ciddi bir mücadele vardır. Devletin içinde kalarak etkinliğini “kripto” olarak devam ettirmeyi hedefleyen 1. gurup ve gizli kalmış Ermenileri tespit ederek güçlü bir Ermeni varlığı ortaya koymaya çalışan 2. gurup.  

Ermeni Diasporasının da desteklediği 2. gurup açıklık politikasını desteklemektedir. Var olduğu iddia edilen "1 milyon Ermeni'nin her geçen gün eridiği, Müslümanlaştığı" tezinden hareketle; Ermeni kökenli vatandaşları aslına döndürme, Ermeni nüfusuna kazandırma çalışmalarının gerekliliğine inanmaktadır. Bu maksatla kültürel, antropolojik araştırmalar adı altında etnik köken çalışmaları yapan pek çok STK'yı devreye sokmaktadır. ABD'li-Avrupalı araştırmacı, turist gazeteci vs kimlikleriyle, Ermeni asıllı vatandaşlarımızın yaşadığı coğrafyalara seyahatler düzenlemekte, buralardaki Ermeni kimliğini diriltmeye, örgütlemeye çalışmaktadırlar. Avrupa Birliği fonlarından da yararlanarak Anadolu'daki Ermeni eserlerinin restorasyonu için çaba gösterilmektedir. Ermeni kültürünün canlandırılması konusunda devlet içinde konuşlanmış kripto Ermeniler de ciddi destekler sağlamaktadır. Son iki erovizyonda Türkiyeden Ermenistana çıkan yüksek oyların Ermeni varlığını ispata yönelik bir atraksiyon olduğunu düşünüyorum.

Diğer gurup açıklıktan yana değildir, gücün gizlilikte olduğunu düşünmektedir. Bu gurup (Kripto) Ermenilerin Devlet içinde, PKK içinde, ulusalcılar içinde konuşlanarak, Türk devletini ve toplumunu içeriden daha rahat çökertebileceğine, bölebileceğine inanmaktadır. Bu gurup açıklık politikasıyla uzun yıllar çalışarak edindikleri stratejik konumlarının deşifre olacağından, açığa düşeceklerinden endişe etmektedirler. Kripto vaziyette kalmanın daha etkin ve verimli olduğunu, hedeflerine ulaşmak ve Türklerden intikam almak için daha uygun bir yöntem olduğunu düşünmektedirler. Son zamanlarda kripto Yahudilerden de tam destek alıyor olmaları ümitlerini daha bir artırmıştır.

AB sürecinin başlamasıyla birlikte bu iki Ermeni gurup arasında ciddi bir mücadele başlamıştır. Açıklıktan yana olanlar AB rüzgârını da arkalarına alarak, gizli Ermenilerin ortaya çıkarılmasından yana tavır almaktadırlar. Diğer gurup ise gizli ve gizemli olmanın avantajlarını kullanmaya devam etmeyi istemekte; yıllar süren çabalar sonucu elde ettikleri önemli mevzileri-tecrübeleri riske sokmak isteme-mektedirler.

Açıklıktan yana olan ve daha yerli bir duruşa sahip olan, gizli Ermenilerin varlığını dile getiren Hrant Dink'in ulusalcılar içinde konuşlanmış kripto Ermenilerce öldürülebileceğini ihtimalden uzak tutmuyorum.

Açıklık politikası izleyen ve Ermeni köklerini ortaya çıkarmaya çalışan gurubu, devlet içinde konuşlanmış guruba göre daha masum ve makul buluyorum. Bu tür çalışmaların diğerine göre ülkeye zararının çok sınırlı kalacağını düşünüyorum. Anadoluda bir dönem nüfusun yaklaşık dörtte birini Ermeniler oluşturmuş. Çok iyi dostluklar kurulmuş, komşuluklar yapılmış. Batılıların istismarına kadar Ermeniler “Milleti Sadıka” olarak en stratejik görevlerde bulunmuşlar ve Türk devletine katkı sağlamışlar. Bu gün hepsi aslına dönse bile %1'i ancak geçecek Ermeni nüfusun ülkeye problem olacağını düşünmüyorum. Tehcire uğramış ABD ve Avrupa'daki Ermenilere dahi kucak açsanız toplamının 5 milyonu bulacağını sanmıyorum. Ama kripto Ermeniler yüzyıldır ne Ermenilere ne Türklere huzur yüzü göstermemişlerdir.

Van'da rektörlük yapmış bir Ermeninin tarihi eser koleksiyonuna, Azerbaycan, Gürcistan üzerinden Ermenistan'a hangi sıklıkta gittiğine bakmak lazım. Yücel Aşkın, Doğu Perinçek ve İstanbul'daki bir üniversitenin rektörünün Doğu Anadolu'da, “Eski (Kemaliye) Uygarlıkları Araştırma Çalışmaları”yla hangi uygarlıkları araştırdığına, ÇEKÜL Vakfı'nın hangi kiliseleri restore etme çabasında olduğuna bakmak lazım.

Bu memlekette kripto Ermeniler Türk milliyetçiliğinin liderliğini yapacak kadar, İsviçre Lozan'a giderek Ermeni tezlerine Türk tarafı adına kota koyacak kadar, ulusalcı gösterilerde en önde Türk bayrağı sallayacak kadar içimizdedirler.

Sinirlerimizde dolaşacaklarına bırakalım açığa çıksınlar….

18 Nisan 2008 Cuma
 

Yorum (2) Yorum yaz!

Yukarı

Pistia

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Vikipedi:Taksokutu
Vikipedi:Taksokutu
Pistia

Bilimsel sınıflandırma
Alem: Plantae
Bölüm: Magnoliophyta
Sınıf: Liliopsida
Takım: Alismatales
Familya: Araceae
Cins: Pistia

Pistia, yüzer su bitkisi; dipten çıkan yaprakları rozet şeklinde dizilidir; çiçekleri yaprakların dibinde sapsız olarak tek tek bulunur; pistia dünyanin sıcak bölgelerinde yetişir. (Pistie stratiotes tuhaf görünüşünden dolayı, su marulu adıyla sıcak limonluklarda yetiştirilir.)

Yorum (1) Yorum yaz!

Yukarı

İki çenekliler

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Vikipedi:Taksokutu
Vikipedi:Taksokutu
İki çenekliler
İki çenekli bir bitki, Castanea sativa(AT Kestanesi)
İki çenekli bir bitki, Castanea sativa(AT Kestanesi)
Bilimsel sınıflandırma
Alem: Plantae (Bitkiler)
Şube: Magnoliophyta
(Kapalı tohumlular)
Sınıf: Magnoliopsida
(İki çenekliler)
Takımlar

Metne bakınız.

Carica papaya
Carica papaya
Crateva religiosa
Crateva religiosa
Junglans spp.
Junglans spp.
Ixora coccinea
Ixora coccinea

İki çenekliler, Magnoliopsida ya da dikotiledonlar, embriyonlarında iki çenek (kotiledon) bulunan bir çiçekli bitkiler sınıfıdır.

Yaklaşık 199.350 (IUCN sistemine göre) türle temsil edilirler. Çiçekli bitkilerden tek çenekliler, iki çeneklilerden farklı olarak, tek embriyonik yaprak (çenek) içerirler. Genel olarak otsu ve odunsu özelliklerdir. Tek yıllık, iki yıllık ve çok yıllık olabilirler. İletim demetleri dairesel dizilişlidir. Çok yıllık olanların iletim demetlerinde floem ile ksilem arasında bulunan kambiyum sayesinde sekonder kalınlaşma görülür. Yapraklar geniş olup, ağsı damarlanma gösterirler. Çiçek parçalarının sayısı çok değişiktir. Çiçek örtüsü (periant), çanak yaprak (sepal) ve taç yaprak (petal) olarak farklılaşmıştır. Tohumları iki çenek (kotiledon) bulundurduğu için dikotil bitkiler olarak adlandırılmışlardır. Ana kök iyi gelişmiştir ve üzerinde sekonder kökler bulunur.

 

Yorum (0) Yorum yaz!

Yukarı

Bir çenekliler

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Vikipedi:Taksokutu
Vikipedi:Taksokutu
Bir çenekliler

Takımlar

Metne bakınız

Sinonimler

Monocotyledoneae, Monocotyledon

Bir çenekliler (Liliopsida), monokotiller (ya da monokotiledon), çoğunlukla tek yıllık, palmiyeler haricindeki otsu bitkileri kapsayan çiçekli bitkiler sınıfıdır.

Tohumlarında bir çenek bulunduğu için "bir çenekliler" olarak isimlendirilen, bir çenekliler; 50.000 ve 60.000 arası (IUCN sistemine göre) 59,300 bitki türünü kapsarlar. Bu gruptaki en büyük familya, yaklaşık yirmibin tür sayısıyla orkidegillerdir. Ekonomik önemleri olan buğdaygiler, bu grubun en önemli familyası konumundadır. Diğer ekonomik önemi olan familyaları ise; palmiyegiller, muzgiller, zencefilgiller ve zambakgillerdir.

Bir çeneklilerin iletim demetleri genellikle dağınıkdır. Kambiyum olmadığından normal sekonder kalınlaşma görülmez. Bu yüzden boyları uzun, gövdeleri incedir. Yaprakları genellikle ince uzun, paralel damarlı, kökleri saçaklıdır. Ana kök gelişmi erken durduğu için saçak kök sistemi bulunur. Çiçek parçaları genellikle üçlü olup, çiçek örtüsü çanak yaprak ve taç yaprak şeklinde farklılaşma göstermez.

Taksonomi [değiştir]

Topraktan çıkan (solda) bir "bir çenekli" ve (sağda) bir "iki çenekli" bitki.
Topraktan çıkan (solda) bir "bir çenekli" ve (sağda) bir "iki çenekli" bitki.

Tarihte Monokotiller şöyle isimlendirilmişledir:

  • Monocotyledoneae - "de Candolle" sistemi ve "Engler" sistemi.
  • Monocotyledonlar - "Bentham & Hooker" sistemi ve "Wettstein" sistemi
  • Sınıf: Liliopsida - "Takhtajan" sistemi ve Cronquist sistemi.
  • Alt sınıf: Liliidae - "Dahlgren" sistemi ve "Thorne" sistemi (1992).
  • Dal: Monokotiller - "APG sistemi" ve "APG II sistemi"ne göre.

Yukardaki bütün sistemler, bu grup için kendi taksonomilerini kullanırlar. Bir çenekliler, taksonomideki değişken konumuyla bilinirler.

Günümüzün moleküler çalışmaları, bir çeneklilerin akrabalık ilişkilerini açıklamaya yardımcı olmaktadır. APG II sistemi, bir çeneklileri bir takson olarak görmez, bunun yerine bu grubu monokotil dalına yerleştirir. Bu sisteme göre tek çenekliler; 10 takıma ve henüz herhangi bir takıma yerleştirilmemiş 2 familyaya ayrılırlar:




  • Dal Monokotiller :
  • Dal Kommelinidler:

Yorum (0) Yorum yaz!

Yukarı

Açık tohumlular

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Vikipedi:Taksokutu
Vikipedi:Taksokutu
Açık tohumlular
Ak ladin iğne yaprakları
Ak ladin iğne yaprakları
Sınıflar
Sinonimler

Gymnospermae

Açık tohumlular (Pinophyta), çoğunlukla ağaç ya da ağaççık, seyrek de olsa çalı biçiminde olan bitkileri kapsayan taksonomik grup. Bütünüyle odunsu olan bu bitkiler, genellikle yapraklarının tamamını birden dökmediği için dört mevsim yeşil kalabilirler. Yaprakları çoğunlukla iğnemsidir. Bununla birlikte pulsu, yelpaze, şeritsi ya da tüysü tipte yapraklı olanları da vardır.

Odun boruları (ksilem) ve soymuk boruları (floem) yapılarından oluşan vasküler sisteme sahiptirler. Odun yapıları gövdede bir daire üzerine dizilmiş açık koleteral iletim demetleri içerir. Bu nedenle de ikincil kalınlaşma gösterirler.

Bir ya da iki evcikli bitkilerdir. Genel olarak erkek kozalaklar bir eksen üzerinde üstüste binmiş yapıda mikrosporofillerden oluşmuştur. Pul ya da kalkan biçiminde olan mikrosporofillerin karın kısmında çoğunlukla 2, bazen 4 polen kesesi (mikrosporangiyum) gelişir. Bu keselerde bulunan mikrospor ana hücresi, mayoz bölünme geçirerek mikrosporları, bunlar da polenleri verir. Açık tohumlularda polen üretimi oldukça fazla olup, her bir erkek kozalak birkaç milyon polen üretebilir. Bazı üyelerinin polenlerinde, polenin rüzgarla uçmasını sağlayan 2-3 hava keseciği bulunabilir.

Dişi kozalak genelde erkek kozalağa benzer. Bir eksen üzerinde sarmal dizilmiş makrosporofillerden oluşmuştur. Her bir makrosporofilin üst kısmında iki tohum taslağı bulunur. Tohum taslaklarında da makrosporangiyumlar yer alır.

Bu gruptaki bitkilere açık tohumlular denilmesinin nedeni, tohumun bir yapıyla kapanmamış olarak açıkta bulunmasıdır. Tozlaşmaları genelde rüzgarla olur. Doğrudan doğruya mikrofil üzerine gelen polenler, polen odacığında çimlenirler ve polen tüpü oluşur. Bu sırada generatif hücrenin çekirdeği bölünerek iki sperma çekirdeği verir. Polen hortumuyla arkegonyumlar içine sokulan bu sperm çekirdekleri yumurta hücresini döller. Embriyonun etrafında tohum kabuğu (testa) bulunur. Döllenmeden sonra tohum taslağı örtüsü genellikle odunsu bir yapı kazanır; ancak bazı gruplarda meyveyi andıran bir yapı da ortaya çıkabilir. Tohumların olgunlaşma süreleri 1-3 yıl arasındadır. Günümüzde 600 ile 1000 türle temsil edilmektedirler.

Yorum (0) Yorum yaz!

Yukarı

Tohumlu bitkiler

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Tohumlu bitkiler

Bilimsel sınıflandırma
Altşubeler

Tohumlu bitkiler, Spermatophyta (Yunanca "Σπερματόφυτα") ya da fanerogamlar, olarak bilinen gruptur. Üreme organları çiçek şeklinde özelleşmiştir. Yaşamın belirli dönemlerinde çiçek açıp, tohum oluşturan bitkiler bu gruba girer. Çok iyi gelişmiş iletim sistemleri vardır. Bu nedenle ileri vasküllü bitkiler olarak da tanımlanırlar. Günümüzde yaşayan tohumlu bitkiler;

Yorum (0) Yorum yaz!

Yukarı

Hukuk felsefesi

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Kendi içindeki her bir akımca farklı olarak tanımlanan ve içeriği oluşturulan hukuk felsefesi, felsefenin hukuka ilişkin bir alanıdır. Felsefenin temel dallarından bir olan aksiyoloji içindeki etik başlığına bağlanır. Temel problem alanları; hukukun kaynağı, amacı, adalet, mevcut hukuk düzenlerinin (pozitif hukuk) meşruiyeti vb. gibi ortaya konabilir. Ancak pozitivist yahut realist hukuk teorileri açısından bakıldığında bu tanımlamalar eksik hatta yanlış kalacaktır.

Hukuki pozitivizm, formel bir bakışla hukukun bir normlar sistemi olduğunu ve kaynağının da devlet olduğunu ileri sürmektedir. Dolayısıyla hukuku kendi içinde tutarlı ve anlamı belirlenmiş bir bütün olarak ortaya koymanın gerekliliği üzerinde durmaktadır. Yine felsefî pozitivizme paralel olarak adalet, hak, ahlâk gibi kavramların metafizik, spekülatif ve bilinemez (kimine göre yok) olduklarını dolayısıyla hukukun dışında tutulması gerektiğini ileri sürer. (Özellikle Kelsen)

Realist teori ise, bir yanıyla sosyolojik bir karakterdedir ve uygulamaya, mahkeme içtihatlarına büyük önem verir. Bu teoriye göre hukuk büyük ölçüde fiilen mahkemelerde cereyan eden şeydir ve yasa koyucunun rolü sanıldığı kadar büyük değildir.

Bunlardan önce ve spekülatif anlamda felsefe içinde değerlendirilebilecek asıl hukuk felsefesi akımı doğal hukuk yaklaşımıdır. Bu düşünce hukukun Tanrısal yahut akıl kökenli (ikisi arasında iktidar açısından önemli farklar vardır) olduğunu ve insan düşüncesinden bağımsız a priori değerlere dayandığını ileri sürmektedir. İnsan hukuku icad eden değil keşfeden konumundadır ve zaten yapması gereken tek şey de budur. Doğal hukuk en temel problem olarak adalet değerini ele alır. 20yy.da büyük önem kazanmış insan hakları düşüncesinin kaynağında da bu düşünce yer almaktadır.

Yorum (0) Yorum yaz!

Yukarı
UzmanWeb.Net Pagerank Servisi HitTURK.Net Toplist Link Panosu Arama Motoru Hizmetleri