koookle
52 Takipçi | 216 Takip
26 02 2009

Osmanlı'dan sonra örülen duvarlar yıkılıyor

Yusuf GEZGİN 20. Yüzyıl imparatorlukların dağıldığı bir asır olmuştur. Bu dönemde Osmanlı Devleti ile birlikte Avusturya Macaristan imp. Britanya imparatorluğu dağılmıştır. Yüzyılın sonunda bir imparatorluk olarak kabul edilebilecek Sovyetler birliği dağılmıştır. Büyük toprak parçalarını terk etmek ve küçülmek zorunda kalan Britanya imparatorluğu çekildiği ülkelerle, toplumlarla ortak paydalar, ekonomik birlikler, siyasi paktlar oluşturarak küçülmüştür. “Commun Wealt” denilen birlikte 50 kadar eski İngiliz sömürgesi ülke vardır ve İngilizlerin bu ülkelerle ilişkileri devam etmektedir. İngiltere, eski sömürgeleriyle Londra-İngiltere odaklı sağlam ağlar kurarak; sömüren-sömürge ilişkisini gevşek şekilde sürdürmektedir. Ayrıca Britanya imparatorluğu kraliyet ailesini ve İngiliz aristokrasisini korumuş, bunları bahse konu ülkelerin saygı duyduğu, ortak payda haline getirmesini bilmiştir. Bu gün İngiliz Kraliyeti 50 ülkede saygı ve kabul görür, merasimleri izlenir. Yani İngilizler imparatorluğu, dezavantajlarını asgariye indirerek, pek çok imkan ve avantajını koruyarak, kontrollü bir şekilde  tasfiye etmişlerdir. 1990’larda dağılan Sovyet imparatorluğu dahi aynı yolu izlemiştir. Eski hâkimiyetindeki ülkeleri, siyasi-ekonomik bir birlik olarak BDT adı altında korumaktadır. Moskova eski Sovyet ülkelerinin yüzünü döndüğü, siyasi ekonomik kültürel işbirliği içinde olduğu en önemli başkenttir. Hala insanlar Rusya’ya, Moskova’ya gezmeye okumaya, ticarete giderler. Orta Asya ülkeleri sahip oldukları doğal kaynaklara, petrole, zenginliğe rağmen, önemli siyasi kararlarda Moskova’ya kulak verirler. Atacakları her adımda Moskova denklemini dikkate alırlar. Yani Osmanlı devleti d... Devamı

19 02 2009

"PKK Ergenekon'un İkizidir"

Yusuf GEZGİN  Türkiye’nin derin kodlarına hükmeden ucu dışarıda gayrı milli yapılar, ülkemiz üzerindeki inisiyatifi kaybetmemek için, birbirine zıt görünen farklı yapılara yatırımlar yapmışlar…Ergenekoncuların sıkıştığı ve kamuoyu tarafından sorgulandığı bir dönemde, öbür yakada hizmet veren kardeşleri imdada yetişiyor. PKK ve aveneleri konjonktür Kürt haklarından yana eserken; havadan sudan bahaneler ileriye sürüp ortalığı karıştırıyorlar, huzuru bozuyorlar…  “PKK Ergenekon’un İkizidir” sözünü ben söylemiyorum. Bu söz, yıllarca PKK saflarında bulunmuş, sonra da “vatan için!” JİTEM tarafından karanlık ve karışık işlerde kullanılmış Abdülkadir Aygan’ın itiraflarıdır. Taraf Gazetesinden Neşe Düzel’e verdiği mülakatta da benzer iddialarını sürdüren eski PKK’lı ve JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan, PKK ve JITEM tarafından yıllarca kullanıldığını, Ergenekon davasında yargılanan pek çok kimseyle beraber çalıştığını ve ifade verebileceğini söylüyor. Bir terörist iken devlet(!) lehine devşirilen ve pek çok faili meçhul olaya, cinayete bulaştırılan Aygan, yeni bir kimlik verilerek devlet memuru haline getiriliyor.  www.nasname.com adlı internet sitesine konuşan Aygan, özellikle 1990–1999 arasında işlenen birçok faili meçhul cinayetlerde yer aldığını anlatıyor. “1985 yılında Ergenekon’un ikiz örgütlenmesi olan PKK’dan kaçarken kendimi 1990–99 yılları arasında tüm kirli işlerin ana omurgasını oluşturan JİTEM’in kucağında buldum” diyen Aygan söz konusu çetenin emrinde asker ve sivil memur olarak görev yaptığını söylüyor.  İtirafçı “bu kirli işlerde birçok eski PKK’lı gibi bende... Devamı

01 01 2009

Piyonlara Teslim İslam Ülkeleri Ve İsrail

 Yusuf GEZGİNİsrail’in HAMAS’a yönelik saldırıları sonucu öldürülen çoluk-çocuk-siviller, insan olanların; birazcık duyarlılığı olanların yüreğini dağladı. Herkesin, ama mutlaka her Müslüman’ın aklına defalarca gelmiştir; “1.5, 2 milyarlık bir İslam dünyası, 3–5 milyonluk İsrail’in neden hakkından gelemiyor? Bu zulümleri, cinayetleri katliamları neden durduramıyor?”Müslümanlar son 2–3 asırdır tarihin en zayıf, en güçsüz ve edilgin dönemini yaşıyor. Yirminci yüzyılda Müslümanlar batılılara karşı mutlak bir mağlubiyet yaşadılar. Osmanlı Devleti’nin yıkılması ve halifeliğin kaldırılması sonucu İslam dünyası arasındaki bağlar bütünüyle çözülmüş, Müslüman toplumların her biri bir batılı devletin kucağına savrulmuştur. İslam coğrafyaları bu mağlubiyet sonrası kültürel, siyasi, ekonomik, her türlü işgale maruz kalmıştır. Kimlik bunalımları yaşayan Müslümanlar, cesaretini, özgüvenini yitirmiş, kendisini ezen batının mukallidi haline gelmiştir. Sömürgecilik döneminin sona ermesi üzerine batı, güya İslam ülkelerine bağımsızlıklarını verdi; ama her bir ülkenin başına, ipi kendi ellerinde birer diktatör, piyon koydu. Arap yarımadasında Osmanlıya ihanet eden aşiretlere göre ülkeler oluşturdular ve her bir aşirete bir ülke teslim ettiler. Koca koca ülkeleri, koltuklarını batıya borçlu (Kaddafi, Saddam vd.), her biri psikiyatrik birer vaka olan tiplerle kontrol ettiler. Türkiye, Pakistan gibi ülkelere ise darbeli, özürlü demokrasileri layık gördüler. Batı, bu ülkeleri devşirilmiş kimselerle, hasta tiplerle yönlendirmeye devam etti. Petrol zengini krallıklarda petrol gelirleri batı bankalarına akıyordu. Petrol şeyhlerin... Devamı

26 12 2008

Tapınak Şövalyeleri, Arıtman ve Yunanistan olayları

 Yusuf GEZGİN Tapınak Şövalyeleri Haçlı Savaşları döneminde “İsa’nın Yoksul Şövalyeleri”adıyla, Hıristiyanlar için kutsal sayılan yerleri “Müslümanlardan korumak” için kurulmuştur. Kendilerine tahsis edilen Süleyman Tapınağı’ndan dolayı sonraları kendilerine “Tapınak Şövalyeleri” denmeye başlanmıştır. Tapınak Şövalyeleri askerlikle tarikatı bir arada götüren gizemli, ezoterik inançlara sahip bir guruptur. O dönem Müslümanları bir taraftan Haçlılarla uğraşırken, diğer taraftan içeriden Haşhaşilerin saldırılarına maruz kalmaktaydılar. Tapınak şövalyeleri bu dönemde İsmaililer’le ve Haşhaşilerle ittifaklar kurarak Müslümanlara karşı ortak cephe oluşturmuşlardır. Tapınakçıların Hz. İsa hakkındaki görüşleri Hıristiyanlardan farklıydı. Bu nedenle sonraları Hıristiyanlıktan uzaklaştıkları ve ihanet ettikleri için tardedilmiş ve bir kısmı yakılarak cezalandırılmıştır. Kudüs ve çevresi haçlılardan temizlendikten sonra Tapınakçıların gizemli ve karanlık örgütlenmelerle günümüze kadar geldiği ve bu günkü masonik yapıların temelini oluşturduğu düşünülmektedir. Yahudi etkisinin sürekli arttığı bu karanlık örgütün hedefleri arasında, “Müslümanların eline geçen kutsal yerlerin geri alınması” ve bunun için mücadele edilmesi de vardır. İstanbul (Konstantinopolis) Tapınak şövalyeleri için kutsaldır ve Müslümanlardan mutlaka alınmalıdır! Bizdeki beyaz Türklerin ve İstanbul’a, Boğaziçi’ne yerleşik Erguvanilerin, kripto ecnebilerin örgütlenmeleri ve hedefleri Tapınak Şövalyeleri ile örtüşmektedir. Rodos adası Tapınak Şöval... Devamı

16 12 2008

Yahudiler yeni güç odaklarına koşuyor

Yusuf GEZGİN1789 Fransız İhtilali Yahudilerin bin yıllar sonra dünya arenasına “oyuncu” olarak çıktıkları bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten sonra Avrupa’da ve dünyada pek çok olayda etkin olmuştur Yahudiler. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik vs. kavramlarını “parlak” icatlar olarak piyasaya süren Yahudilerdir. Kapitalizm, Komünizmin, Marksizm, Nasyonalizm gibi son asırları etkileyen fikir akımlarının, büyük ihtilallerin arkasında Yahudiler vardır.Yahudiler tarih boyunca güçlü bir devlete sahip olmadıkları ve Hıristiyan batı tarafından itilip kakıldıkları için, kendilerine hep güvenli bir sığınak aramışlardır. Devletlerinin olmayışı ve kimlikleri nedeniyle çektikleri sıkıntılar Yahudilere farklı milletlerin içinde, “onlardan görünerek saklanma” kabiliyeti kazandırmıştır. Önceleri baskılardan sakınmak için müracaat ettikleri bu yol, Yahudiler için avantaja dönüşmüş; milletlerin sinirlerini, devletlerin beynini ele geçirme yöntemi haline getirilmiştir. Güçlü, hâkim devletlerin bünyesine konuşlanmak ve oradan hedeflerine ulaşmak geleneksel Yahudi siyaseti haline gelmiştir.Endülüs’ün tasfiyesi esnasında haçlıların zulmünden, yükselen değer Osmanlı Devletine sığınmışlar ve İstanbul’a, Osmanlı topraklarına yerleştirilmişlerdir. Osmanlının son 100 yılında emperyalist batının ve batılı Yahudilerin heveslendirmesiyle “Osmanlıyı ele geçirme” ve  “kutsal topraklarda bir devlet kurma” sevdasına düşmüşlerdir. Müslüman görünümündeki Sebataylar, Batılıların da yardımıyla devletin içine sızmış ve bürokraside, orduda, ticarette hâkim hele gelmişlerdir. “Batının Truva atı” g... Devamı

01 12 2008

Kurşun adres sorar mı?

Yusuf GEZGİN“Kurşun adres sormaz” sözü meşhurdur. Bu söz, çatışmada kurşunun kimi, nasıl, ne zaman bulacağı belli olmaz, herkesi vurabilir anlamında kullanılır. Ama bizde, özellikle terör olaylarında kurşun adres soruyor gibi?Terör eylemleri, bombalamalar, mayın döşemeleri vs. sonucu şehit olan, yaralanan kimselere bakıyorsunuz; benzer yapıdalar. Şehitler ve gaziler hep ekonomik durumu sıkıntılı, muhafazakâr ailelerden çıkıyor...Toplumun farklı kesimlerinden, her coğrafyadan şehitler çıkıyor; ama bazı kesimlerden şehit çıktığına şahit olmuyoruz. Memlekete yeni gerilimler kazandırmak için batılı dostların(!) gerdiği heteredoks guruplar çatışmalarda, terör saldırılarında kayıp vermiyorlar. Memleketin kaderine hükmeden “beyaz Türk” denilen kripto ecnebilerden ne şehit çıkıyor, ne de gazi. Oysa bu kesim trafik kazasında ölen insanlarını bile ülke gündemine bir şekilde oturturlar.Nedense şehitler, “irtica” töhmetiyle horlanan; resmi ideoloji, aristokratik aydınlar ve medya tarafından sürekli dövülen, “bidon kafalı” vs diye tahkir edilen kesimlerden çıkıyor.Şehitlerin hep aynı kesimlerden çıkmasını bir kaç şekilde yorumlayabiliriz;İhtimallerden birisi; PKK kimi öldüreceğini çok iyi biliyor! Çok iyi istihbarat edinerek hedefleri tespit ediyor, zamanlamayı ayarlıyor ve kasten muhafazakâr ailelerin çocuklarını öldürüyor! (bunun için örgütün TSK'de çok ciddi etkinliği olmalı ve anlık istihbarat alabilmelidir). Eğer durum böyle ise, TSK'nin ve Türk devletinin PKK ile mücadelesi imkânsız görünüyor!Diğer bir ihtimal; muhafazakâr Anadolu çocuklarında vatan millet sevgisi çok ileri olduğu için, en tehlikeli ortamlara atılıyorlar, bu n... Devamı

18 11 2008

Ermeni meselesine aykırı bakış

Yusuf GEZGİNMSB Bakanı Vecdi Gönül “eğer Ermenileri, Rumları sürmeseydik milli devlet olamazdık” demiş.Cümleden, Ermenileri ve Rumları sürünce “milli”, “güçlü” bir devlet olduğumuz sonucu anlaşılıyor. Eğer kelle sayısı açışından meseleye yaklaşılırsa, Gönül’ün söylediğinde doğruluk payı var. Zira Türkler tarihte kurduğu büyük devletlerin hiçbirinde bu kadar yoğun Türk nüfusa sahip olmamışlardı.Anadolu hiçbir dönemde bu oranda bir Türk ve Müslüman nüfusa ulaşmamıştı. Ama aynı zamanda Türkler kurduğu hiçbir devlette bu kadar zayıf ve etkisiz olmamıştı. Türklerin kurduğu pek çok devlette Türkler çoğunluk değildiler, ama yöneticiydiler, etkiliydiler.Hun devletlerinde, Selçuklularda, Karahanlılarda, Osmanlılarda, Gaznelilerde, Harzemşahlarda vd. bu böyleydi. Hiç birinde Türk ve Müslüman oranı Türkiye Cumhuriyetindeki ağırlıkta değildi. Ama hiç birisinde Türkler, Türkiye cumhuriyetindeki kadar etkisiz, edilgin değildi. Vecdi Gönül’ün yaklaşımı ile görünürde ecnebilerden arındırılmış, “milli!” bir devlete sahibiz. Ama asli unsur olduğu iddia edilen Türkler (Karatürkler) bu milli devlette söz sahibi değil! Aksine en çok itilen kakılan, horlanan, dini, milli, kültürel değerleri aşağılanan onlar…Kafatasçı değilim. “Türk” kavramını kültür ve tarih birikimini paylaşma anlamında kullanıyorum. Ama birileri sürekli “Türk” vurgusu yaparak (kara) Türkleri fena halde kekliyorlar. Her yere devasa Türk bayrakları dikiliyor, Türklük vurgusu yapılıyor ama (gerçek) Türklerin bu ülkede sadece adı var. Kendilerini bil... Devamı

09 11 2008

(Bazı) Aleviler nereye koşuyor?

Yusuf GEZGİNKamer Genç kürsüyü her ele geçirdiğinde inciler döktürüyor. Bir yönüyle renkli bir kişilik, Meclis’e ve topluma renk katıyor; ancak bazen, toplumun hassasiyetlerinin bam teline basıyor. Ayrımcılık hislerini körükleyici söylemler içine giriyor ve toplumsal kesimler arasında çatlaklar oluşturacak konuşmalar yapıyor.Kamer Genç, geçen gün hırçın bir üslupla Cumhurbaşkanından “Yargıdaki bir makama bir Alevinin neden atanmadığının hesabını sordu!”.  “Sırf Alevi olduğu için insanların dışlandığını” ileriye sürdü.Aleviler bu milletin parçasıdırlar ve farklılıklarıyla, kültürel, dini özellikleriyle toplumda özgürce yaşama hakkına sahiptirler. Kimi zaman Aleviler de devletin gadrine uğramakta, bazı haklardan mahrum bırakılmaktadırlar. Ancak, devletin gadrine uğrayan sadece Aleviler değildir. Hatta Aleviler devletin en az gadrettiği, en çok kolladığı kesimler arasındadır. Bu memlekette yıllarca tarikatlar irticadan dolayı takibata uğrarken, yine bir tarikat olan Bektaşilik devletçe itibar görmüştür. Cumhurbaşkanlarının, başbakanların resmi ziyaretlerine mazhar olmuştur.Bu memlekette Sünni dindar insanlar biraz hak elde ettiklerinde hemen “irtica” vaveylası koparılmıştır. Dindar bir bakan, bürokrat göreve geldiğinde “kadrolaşılıyor!” diye kıyametler koparılmıştır. Ama geldikleri bakanlıkların gelecek 50 yılını bloke eden, mezhep tabanlı kadrolaşan bakanların (Seyfi Oktay’ın, Mehmet Moğoltay’ın, Fikri Sağlar’ın vb.) yaptıkları laikliğin teminatı olarak görülmüştür. Yargıda, TSK’da ve diğer stratejik kurumlarda yapılan organize mezhepçi kadrolaşmalar “Alevi irticası!” olarak algılanmamaktadır.Aleviler elbette her türlü h... Devamı

03 11 2008

Ergenekon'un derin kökleri

Yusuf GEZGİNErgenekon, 2 asırlık bir projenin, büyük ve iddialı bir hedefin silahlı tedhiş örgütüdür. Ergenekon, Türkçü vurguları kullanarak Türk milletinin sinirlerini, beynini, can damarlarını ele geçirmiş “nifak merkezi”nin kirli elidir. Ergenekon, değerlerimize, kültürümüze, geleceğimize ipotek koyan; karabasan gibi üzerimize çöken ve bize aman vermeyen “fitne organizasyonu”nun aracıdır. Bu nedenle Ergenekon örgütünün adı ve kadrosu değişebilir, mevcut elemanları feda edilebilir; ama misyonu kolay sona ermez. Amaçlananları icra edecek başka örgütler devreye sokulur, farklı çalışma yöntemleriyle yola devam edilir. (Ergenekon’dan ümidini yitiren “derin yapı” yeni bir Ergenekon için harekete geçti bile!) Peki, 2 asırlık bu projenin hedefleri nelerdir? Bu “derin”, “karanlık”, “fitne” organizasyonun ülkemizle, milletimizle alıp veremediği nedir? İki asırlık proje, bir Siyonist organizasyonudur. Bu organizasyonun hedefi “Arzı Mev’ud”u gerçekleştirmek ve Kudüs merkezli güçlü bir Yahudi devleti kurmaktı. Proje, Yahudilerin Kabbalistik rüyalarını gerçekleştirmeyi amaçlıyordu. Bunun için, Osmanlı Devleti’nin yıkılması veya teslim alınması gerekiyordu. Biraz Yahudilerin etkisiyle, biraz da işlerine geldiği için, batı bu projeye destek verdi. Projeyi icraya koymak için bir ekip 1808 yılında harekete geçti. Bizim coğrafyamızda ve medeniyet havzalarımızda dinlerini ve kimliklerini açıkça yaşayabilen Yahudiler, Fransız ihtilaline kadar batıda insan yerine bile konmuyordu. Fransız ihtilalinden sonra oluşan yeni durum paradigmaları değiştirdi (Fransız ihtilalin... Devamı

27 10 2008

Güvenlik Müsteşarlığı'ndaki tuzaklar

Yusuf GEZGİN Terör olaylarındaki artış ve Dağlıca, Aktütün gibi baskınlar TSK’nin terörle mücadelesini sorgulanır hale getirdi. Verilen şehitler üzerine, terörle daha etkili mücadele edilebilmesi ve koordinasyon sağlanabilmesi için “Güvenlik Müsteşarlığı” kurulması gündeme geldi. Hükümetin çalıştığı projeye askerlerin de sıcak baktığı ifade ediliyor. Başına sivil bir görevlinin atanması beklenen müsteşarlık, sivilleşme ve demokratikleşme adımı gibi görünüyorsa da, sürprizlere gebedir. Askerlerin de destek verdiği bir proje olması beni endişelendiriyor. Kendilerini, ülkenin gerçek sahipleri olarak gören askerler, her konuda söz sahibi olma kararlılığından hiç vazgeçmemişlerdir. Üzerinden 28 sene geçmesine rağmen, 1980 ihtilali sonrası yapılan düzenlemeler hala demokratikleşmenin önünde engeldir. 28 Şubat sürecinde askerin baskın rolü yeniden tahkim edilmiş; Emniyet zayıflatılmış; toplum, bürokrasi ve yargı militer anlayışa teslim olmaya zorlanmıştır. Son iki yılda yaşadığımız krizlerin tamamı militer zihniyetin ürünüdür. Asker üzerinden konumlarını koruyan, nemalan kesimler epeydir demokratikleşmeden rahatsızdırlar. Emniyetin provokasyonları önlemesi, suçluları yakalaması, huzuru bozan eylemleri deşifre etmesi bunları fazlasıyla gerdi. Ergenekon operasyonlarında ortalığa saçılan karanlık eylemler, organizasyonlar Emniyeti bunların hedefi haline getirdi. Bir şekilde bunu halletmeli, Emniyeti ve sivil güçleri yeniden ülkenin gerçek sahipleri(!) karsısında diz çöktürmeliydiler. Demokrat(?) iktidara ve AB surecine rağmen militer zihniyet mevzilerini terk etmemeye, kazanımlarını tahkim etmeye gayret ediyordu. Yasal düzenlemelere bir şekilde nü... Devamı